Sıklıkla deneyimliyoruz danışanlarımızın potansiyelleri ölçüsünde dürüst davranmamalarını. Kumar oynama alışkanlığından kurtulma hedefiyle terapiye gelen danışanım bana “gayet başarılı bir şekilde kumardan uzak duruyorum” diyor. O terapiden çıktıktan sonra ebeveynlerinden bana mesaj geliyor. Danışanımın bu hafta yüklü miktarda para kaybettiğini mesajla tabiri caizse ispikliyorlar.

Kimse bize haber vermese bile danışanlarımızın sözlerini duyduğumuzda hiç inandırıcı bulmadığımız zamanlar oluyor. Danışanınızın alkol kokusunu almış oluyorsunuz mesela. Ama yutkunarak bir şey de diyemeyebiliyoruz. İşte o tanıdık duygu.

Vaka örnekleri 1

Danışanım içki bağımlılığından kurtulmak istediğini söyleyerek terapiye başlıyor. Günde üç dört bira içerken bana bir tane içtiğini söylüyor. Aynı zamanda kullandığı anti-depresanların hiçbir işe yaramadığını. Terapide yakınıp duruyor psikiyatrından. “Bana bu psikiyatrın verdiği ilaç yaramadı.” Söylemiyor ama şunu da demek istiyor belki. “Senin yaptığın terapi zaten hepten boş boş konuşma… Konuşmadan ne olur ki?” 

Vaka örnekleri 2

Danışanım ne yaparsa yapsın kilo alamadığından şikayet ediyor. Annesini terapiye davet ediyorum. “Kızıma her gün hastanede serum verilmeli. Bu kızın bünyesi böyle… ben de böyleydim gençken… ” diyor saatlerce. Psikiyatride psikosomatik kliniğinde kaç kere duydum acaba bunları.  Oysaki danışanın kendisini zorla kusturduğunun habercisi dişleri ortada duruyor.

Vaka örnekleri 3

Erkek danışanım ereksiyon problemi yaşadığını söylüyor. Eskiden hiç yaşamıyormuş bu problemi. İş yerindeki sorunlarla birlikte başlamış. Evlilik terapisi sürecinde saatlerce bu konu çalışılıyor. Danışanın evlilik dışı bir ilişkisi varmış ve bu problem sadece kendi eşiyle birlikte olmaya çalışırken yaşanıyormuş. 

Bu gibi örnekler terapide sürekli yaşanıyor. Benim başıma defalarca geldi. Psikoterapiye bir çok danışanımız “sahte” yaşam öyküsüyle başlayabiliyor. Zamanla hem psikoterapi dışında yaşadıkları ile ilgili, hem de terapi süreciyle ilgili içten olmayan geri bildirimlerde bulunabiliyorlar.

Psikoterapiye gelerek zaman, para ve enerji harcıyor danışanlarımız. Peki neden buna rağmen henüz arzu ettiğimiz kadar dürüst davranma konusunda adımlar atmıyorlar?Terapisti “kandırarak” meselelerinden kaçarak, amaçlarına nasıl ulaşabilirler?

Düşünün doktora gittiğinizi ve durumun ciddiyetini kendisine aktarmadığınızı. İğneden korkan çocuk misali. Ameliyattan kaçmak sizi ölüme götürmez mi? Tüm ayrıntılarına kadar doktorları her şeyi bilsin ister insanlar. Peki ya arabanızı tamire götürdüğünüzde. Arabadan duyduğunuz tuhaf sesleri saklıyor musunuz tamirciden? Yüksek ihtimalle hayır.

Problemleri hakkında içtenlikle konuşmanın çözüme götürebileceğini bile bile insan peki neden yalan söyler?

Önce çuvaldızı kendimize

Sadece bize gelen danışanlarımız değil. Birçok psikoterapi eğitimi alan öğrenci de kendi yüzlerce saat analizden geçerken terapistlerine yalan söyleyebiliyor. Bu konuda yapılmış bir araştırmaya rastlamadım. Ama yapılırsa ve daha yüksek oranlar çıkarsa da şaşırmam.

Psikoterapi öğrencileri bu analizleri “madem eğitimim için mecburi faydalanayım en iyi şekilde” diye düşünmeyebiliyor. Geçilmesi gereken bir sınav gibi görebiliyor. Sonuç iyi olmuyor. Zira analist genellikle henüz açılmadıklarını düşünerek daha da fazla saat ekleyebiliyor. Ya da boşuna geçirilmiş saatler…

Danışanlar hangi konularda yalan söylüyorlar?

  • Uyuşturucu problemimin bu terapiyle alakası olduğunu düşünmemiştim. O problem bir sene önce bitti zaten.
  • Çocukluğumla ilgili anlatacak bir şey yok. Çok güzeldi. Köyde o zamanlar dostluklar vardı… Hey gidi günler hey…
  • Yalnızca geceleri bir bira içiyorum bu aralar. Bira içmeden uyumakta çok güçlük çekiyorum. Çok iyi oluyor. Bir bira sonra güzel bir uyku.
  • Terapiden çok faydalanıyorum. Bunun için size gerçekten çok minnettarım.
  • Eşim bana bir fiske bile vurmamıştır bu güne kadar.
  • Kocam gerçekten çok düzeldi. O eski hali yok artık. Bir görseniz… bana karşı inanılmaz ilgili…

⇒ Blanchard ve Farber’in (2015) 547 danışan ile yaptıkları araştırmaya göre danışanların yalan söyledikleri durumlardan bazıları şunlar:

  • İntihar düşüncelerini saklama (Terapistten önemli bir bilgiyi gizleme, uydurmadan daha sık yaşanıyor (3.5 kat daha fazla).
  • Madde kullanımını gizleme
  • Kriminal faliyetlerinden bahsetmeme
  • Yaşadıkları duygusal güçlüklerin şiddetini azaltma… (Yaşananların şiddetini küçültme ihtimali, abartma ihtimallerinden 6 kat daha fazla yaşanıyor.)
  • Terapi süreciyle ilgili yalan söyleme %72.6. En baştada terapinin işe yaradığıyla ilgili ifadeler.

Danışanlar ne kadar sıklıkla yalan söylüyorlar?

⇒ Blanchard ve Farber (2015) “Terapide yalan söyleme” adında bir bilimsel araştırma yayınladılar. Araştırmaya katılan 547 danışanın %93’ü terapistlerine söyledikleri belirgin bir yalanı hatırladıklarını belirtmişler.

⇒ Araştırmacılar bu çalışmayı 800 danışanla yinelemişler. Bu sefer danışanlara devam etmekte olan terapilerinde kendilerini ne kadar “dürüst” hissettikleri sorulmuş. Katılımcıların %84’ü güncel meseleleriyle ilgili dürüst olmadıklarını belirtmişler.

Danışanların yalan söylemesini etkileyen faktörler neler?

Öncelikle nelerin yalan söyleme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığına bakalım. Danışanın ya da terapistin cinsiyeti, etnik grubu, eğitim ve gelir düzeyinin etkili olmadığı bulunmuştur.

Etkili olan iki faktör bulunmaktadır. Yaş ve terapi ilişkisi.  Blanchard ve Farber’in yaptıkları çalışmalarda genç danışanlar daha fazla yalan söylediklerini rapor etmişler. Bir ya da daha fazla konuda yalan söylediklerini belirtenlerin diğerlerine oranla ortalama 4-7 yaş daha genç olduğu görülmüş. Bu sonuçlar terapi dışında da yalan söyleme üzerine yapılan araştırmalarla uyuşuyor. Gençler genelde daha fazla yalan söyleme eğiliminde.

Yalan söylemede ikinci etkili faktör ise terapi ilişkisi. Eğer ilişki zayıf hissediliyorsa daha fazla yalan söyleniyor.

Danışanları yalan söylemeye iten faktörler nelerdir?

Söz konusu davranışı değiştirme isteklerinin hiç olmaması.

“Ben terapiye bunun için gelmedim. Bırak bu da dağınık kalsın.”

Amaçları belirlemedeki kazalardan meydana gelebiliyor bu. Siz terapist olarak bağlantılı görebiliyorsunuz bu problemleri ama danışan için olmayabiliyor. Bunun için çok derin psikodinamikleri düşünmenize de gerek yok. Günde beş altı bardak kahve içen danışan, yoğun uyku problemleri ve kaygılarıyla çalışırken, kahve alışkanlığından size hiç bahsetmeyebilir. Her seansa elinde koyu kahveyle geldiğini gözlemleyip, ne kadar içtiğini sorduğunuzda da durumun ciddiyetini gizleyebilir.

Terapide daha önemli gördükleri konuyu konuşurken, konunun dağılacağını düşünme.

Bu sorunun da sıkça yaşandığını görüyorum. Kimi terapistler danışanı hayatının uzmanı olarak görmüyorlar adeta. Danışan belirli bir konuya odaklanmak isterken başka bir noktayı deşmeye gayret ediyorlar. Danışan da “şimdi terapist takar” bu konuya diyerek, kestirip atıyor bir yalanla ya da bahsetmiyor.

Sistemik aile terapistleri olarak bizim danışanlarla analizlerimiz değil, hipotezlerimiz oluyor. Hipotezlerimize sıkı sıkıya bağlanmıyoruz. Test edip, kolaylıkla yeni hipotezler geliştirebiliyoruz. Danışanla ilgili birden fazla hipoteziniz varsa, danışanların söylediği belirli bir konuya takılıp kalma riskiniz azalır. Kendi fikirlerimizin aşığı olmamak gerekiyor.

Kendilerinin de henüz kabul etmiş olmaması.

İnsanlar her ne kadar bir seviyede bir şeyleri inkar etseler de başka bir seviyede gerçeklerle ilgili içgörü sahibi olurlar. Psikiyatride bir sandelye olduğunu iddia eden hastaya, “madem öyle oturayım üstüne” deseniz, “ne yapıyorsun sen” diye azarlar sizi.

Bir düzeyde kendilerinden de gizlediklerileri söze dökülünce daha da gerçek olmasından, inkar etmenin güçleşmesinden çekinir danışanlar.

Utanma, çekinme. 

Biz her ne kadar terapide her şey konuşulabilir desek bile danışanlar kendilerini böyle hissetmiyorlar her zaman. Terapinin kabullenici ortamına da alışkın olmayabiliyorlar.

Danışanlara bu konuda yardımcı olmanın bir yolu sizin çekinmiyor olmanız. Eğer siz de çekiniyorsanız bazı şeyleri sormaya bunların üzerine gidebilirsiniz. Örneğin; panik atakları olan bir danışan, psikiyatrik ilaçlar kullanıyor ve eşiyle arasının açıldığından yakınıyor. İlaçların bir yan etkisi olarak cinsel güçlükler yaşayıp yaşamadığını size söylemesini beklemeden siz sorabilirsiniz. Bunun çok sık rastlanan bir durum olduğundan bahsederek normalleştirebilirsiniz danışanınız için de.

Danışanın kendi benlik algısıyla uyuşmuyor her zaman davranışları. Yaptıkları etik olmadığını düşündükleri davranışlardan da utanarak gizleyebiliyorlar. Bu durumları sezdiğinizde kendilerini affetmeleri konusunda çalışabileceğinizi söylebilirsiniz.

Terapisti üzmemek

Özellikle intihar düşüncelerini ifade etmemek için olabiliyor bu. Danışan bunu hayatında diğer insanlarla yapıyorsa bunu terapistine de taşıyabiliyor.

Çok ağır travmalar yaşamış bireyler de terapisti üzmemek isteyebiliyor. Özellikle de genç bir klinisyenseniz.

Güven konusunda genel olarak güçlükler yaşamak.

Danışanlar bize neden güvensinler? Hele de ebeveynleri bile onlara hayatı zehir etmişse. Sevdikleri insanlar onları aldatmışsa.

Başlarının derde gireceğini düşünme

Danışanların bize güvenmelerini zorlaştıran prosedürler de bulunuyor. Psikoterapistler sır saklaması gereken meslek grupları içerisindeler. Danışanla terapist arasında konuşulanlar sır olarak kalır. Ama bu genel yargının gelin biraz üzerine gidelim.

Terapistin müdahalelerinden çekinmek.

Danışan: “Terapistime dürüst olmaya çalışıyorum. Ama psikiyatride yatmama sebep olmayacak kadar.”

Psikiyatri yatılı hastaları düşünelim. Hastanın ruh sağlığı uzmanlarına intihar düşünceleri olduğunu söylemesi durumunda, haftasonu izinleri çalıştığım hastanede otomatikman kaldırılıyordu. Hasta isterse yine de gidebilir ama bu durumda da geri dönüp tedaviye başlayamaz. Zira kendisinden beklenen yükümlülükleri yerine getirmemiş olur.

Terapide gizlilik ilkesinin sınırları

Kendi yaşadığım Avusturya’da rahipler (örneğin; günah çıkarırken anlatılanlar), avukatlar (kendi avukatınıza yaptığınız itiraflar) ve terapistler sınırsınız sır saklama hakkına sahiptir. Ama uygun görmemiz durumunda (çocuk istismarı…) bunu bozabilme hakkına sahibiz. Bu psikoterapi kanunu olan Avusturya’da oldukça açık bir şekilde belirtilmiş ve biz de danışanlarımıza iletebiliyoruz. Pratikte çocuklara uygulanan şiddetin niteliğine göre uzmanlar çocuk korumaya haber verme eğilimindeler. Fakat intihar risklerinde danışanın kendisine desteklerini artırırken, güvenlik güçlerine haber veren bir terapiste rastlamadım.

Amerika gibi ülkelerde terapistlerin eli kolu daha da bağlı bu konuda. Birçok durumda ihbar etme zorunlulukları var. Danışanının gönderdiği mesajlar nedeniyle intihar etmesiyle ilgili ciddi endişeleri olan Kanada’lı meslektaşımın polise haber vermek zorunda hissetmişti kendisini. Polis çelik kapıyı kırarak içeri girmişti. Sonrasında tamamiyle terapiye ve terapiste karşı ortadan kalkmış bir güven… Elbette burada terapistin danışanı kaybetmek endişesi kadar, böyle bir şeyden ileride hukuki olarak sorumlu tutulacağı endişesi de rol oynuyor… Yani burada konuşulanlar burada kalacak tam da danışanlarımızı yatıştırmıyor.

Sigorta kayıtları

Kliniklere kabul testleri ve görüşmelerinde yazılan teşhisler danışanların dosyalarında kalıyor. Sigortadan destek almak istediklerinde (bazı ülkelerde) teşhisler kayıtlara geçiyor. Sigortadan destek için teşhis zorunluluğu var. Birçok birey iş alımlarımda bu gizli kalması gereken sağlık bilgilerine ulaşılanabildiğini biliyor. Özellikle de bağımlılıkları, panik atakları… olan danışanlar işlerini kaybetmekten ya da iş bulamamaktan korkuyorlar. Panik ataklarınızın olduğunu ve hayalinizin taksi şöförü olmak olduğunu düşünün. Siz ne kadar sır kalacak da deseniz neden risk alsınlar? Bu durumda mesela danışan endişelerinden bahsederek kaygı bozukluğuyla terapiye başlıyor. Fakat gördüğü halüsinasyonları ya da içki problemini saklayabiliyor.

Yalan söyleseler ne olur?

Terapinin etkinliğini defalarca psikoterapi araştırmaları ortaya koymuştur. Kısacası şöyle diyebilirsiniz. Yalanla, dolanla… terapi işe yarıyor. Buradan haraketle şunu soruyorum. Diyelim ki “yalan” söylediler. Bu çok mu kötü?

Bu aşamada söylemem gerekiyor sanırım. Terapiye post-modern paradigmadan bakıyorum. Özellikle modernist ve pozitivist bakış açılarıyla bakan meslektaşlarım danışanlarının yalanlarından çok daha fazla rahatsız olabiliyor. En azından daha fazla deşebiliyorlar.

Benim gibi yapısöküm yapı inşa çerçevesinden yaklaşanlar yalan da nedir sorusuna farklı cevaplar verebilir. Bana şunu diyebilirsiniz. Buraya kadar iyi gidiyordun Tuba. Nerden çıktı şimdi bilim felsefesi koca koca laflar. Türkçe anlatayım. Hayatımıza bir bakarız “mükemmeldi” deriz. Beş dakika sonra bakar “berbattı” diyebiliriz. Ailemizle ilgili görüşlerimiz seksen defa değişebilir. Şimdi yalan gerçekten var mı?

Kafamdaki deli sorular

Amacımız nedir burada? Danışanlarımızın daha dürüst insanlar olmaları mı? Terapi sürecinde bize karşı daha dürüst olmaları mı?

Danışanlarımızın bize söylemekte güçlük yaşadıkları ve yalan söyledikleri (ya da gizledikleri) konuların tam da çalışılması gereken konular olduğunu mu düşünüyoruz? Sigmund Freud ve “birisi bir yere bakmıyorsa orada mutlaka bir şey mutlaka vardır” muhabbeti.

Aklımıza bu aşamada intihar konusu gelebilir. Elbette danışanım intihar etme isteğini benden çekinerek saklıyorsa, bunu paylaşabileceği bir ortam yaratarak gerçeği bilmeliyim… ve yardımcı olmalıyım diyebiliriz. Örneğin; danışanı psikiyatriye yatma konusunda ikna edebilir ve belki de yaşamının kurtulmasına vesile olabilirsiniz.

Danışanlarımıza daha dürüst olmaları konusunda nasıl yardımcı olabiliriz?

Danışan için kabullenici ortam oluşturmanın etkili olacağı muhakkak. Sanıyorum terapistlere (denemedim henüz sadece tahmin) bu soruyu yöneltsem… “Danışanınızın daha dürüst olması için neler yapmalısınız?” Yüksek ihtimalle bir çoğu bu şekilde cevap verecektir. “Güven ortamı oluşturmak. Sıcakkanlı, sevecen… olmak…” Elbette tüm bunlar terapide oldukça önemli. Ama danışanınızı daha dürüst yapmaya yeterli olmadığı da ortada.

Şu önermede de bulunmak istiyorum. Bazen danışanlarınıza direkt olarak sormanız gerekiyor. İntihar eğiliminin olduğundan mı şüpheleniyorum danışanımın soruyorum. Elbette usturuplu bir şekilde. Direkt soruyorum. “Bu hafta sizin için endişelenmeli miyim?” Bu kadar basit. Şimdiye kadar işe yaradığını söyleyebilirim kendi danışanlarımda.

Ayıp mı olur. Evet, bazen özür dilemem gerekebiliyor. Örneğin; “ereksiyon probleminizi sadece eşinizle mi yaşıyorsunuz…” Danışan tersleyebiliyor. “Ne demek istiyorsunuz? Ben şöyle böyle adamım…” Terapi sürecinde özür dilemeyi ve ilişkiyi tamir ederek devam etmeyi de öğrenmek gerekiyor. Uyumlu (authentic) olmadan danışanımın karşısına geçip içimden “tabi tabii kesin öyledir” demekten daha iyidir diye düşünüyorum. İnsanlar dürüst olmadığınızda bir gariplik olduğunu zaten seziyor. Terapide iyileştiren “ilişki” ise bu dürüstlüğe en azından benim ihtiyacım var.

Danışanları gizlilik konusunda rahatlatmanın en iyi yolu danışana karşı saydam olmak diye düşünüyorum. Klinik raporlarını onlara açıp göstererek açıklama yapabilirsiniz. Terapi seanslarında kendinize sakladığınız notlar almak yerine danışanla paylaşabilirsiniz notlarınızı. Ben bunu ayaklı panolara notlar alarak yapıyorum. Michael White terapi seansı sırasında aldığı notları mektuplaştırarak danışanına veriyordu.

Son olarak da, terapi ilişkisi belli bir düzeyde oturmuşsa, danışanları yüzleştirme yapmak da kimi zaman yerinde olabiliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.