Psikoloji tarihi
Psikoloji tarihi

Psikoloji tarihi psikolojinin alt dalları içerisinde oldukça ihmal edilen bir alan. Tarih alanına ilginin yüksek olduğu düşünülen ülkemizde de bu durum çok farklı değil.

Bir tarihçinin gözünde olayların gelişim sürecini bilmenin önemi aşikardır. Peki ya bir psikolog danışanlarına uygulayabileceği pratik bilgileri öğrenirken neden alanının tarihiyle de ilgilensin?

Kendi alanımıza vakıf olmak

Sıklıkla siteme öğrencilerden gelen teorik soruları okuduğumda şunu görüyorum. Psikoloji tarihiyle haşır neşir olmuş olsalar bu soruyu sorma gereği hiç duymazlardı.

⇒ Örnek. Seligman’ın öncülük ettiği pozitif psikoloji akımı ile Peseschkian’ın ortaya koyduğu pozitif psikoterapinin farklı tarihsel süreçleri apaçıktır. Bu tarihsel bakış açısına sahip olmayan öğrenciye de teoriler üzerinden açıklamak güçleşir.

Tarihsel arka planını bilmeden alanımızın kuramlarını anlamamız gerçekten çok güç.

⇒ Örnek. Hümanist psikolojinin değerlerini kavramak için yalnızca tepki olarak çıktığı determinist psikodinamik yaklaşım ve mekanist, indergeyici davranışçılığını bilmek yeterli olmayabilir. 60’larda batıda baş gösteren gençlik ve insan potansiyeli haraketlerini bilmek devrimci ruhunun daha iyi anlaşılmasına sebep olur. Bunlara vakıf olmayan uzmanın hümanist psikoloji ve pozitif psikoloji arasındaki felsefi derinlik farkını kavraması güçtür.

Aynı şekilde teorisyenlerin yaşam öykülerini bilmeden ortaya koydukları önermelere de sağlıklı yaklaşmak güçleşiyor.

⇒ Örnek. Bir çiftlikte büyüyen ve lisans eğitimini ziraat alanında yapan Carl Rogers‘ın verdiği birçok örnek doğaya dayanır.

Unutulanları hatırlamak

Eskinin zenginlikleri birer hazine. Unutulanları hatırlayarak günümüz için kullanışlı hale getirebiliriz.

Ortaya atılan birçok sözde yeni görüşün, o kadar da yeni olmadığı kolaylıkla görülür.

İlham almak

Ruh sağlığı alanına katkı sağlayan isimlerin yaşam öyküleri bizim için motivasyon ve ilham kaynağı olabilir. Ülkemizde psikoloji alanında yaşanmakta olan sıkıntıların büyük bir kısmı batının çok yakın tarihlerde deneyimlediği tecrübeler. Onların baş etme yöntemleri ve değişim süreçleri bizim için yol gösterici ya da uyarıcı olabilir.

Şimdilerde kesin gözle baktığımız hatta belki de hafife aldığımız düşüncelerin, geçmişin bağlamında devrim niteliğinde yenilikler olduğunu görebiliriz. Bu alanımıza olan saygımızı artırabilir.

Mesleki kimlik

Mesleğimizin kökenlerine inmek mesleki kimliğimizin oluşmasına yardımcı olarak, uzmanlığımızla grur duymamızı sağlayabilir.

Tolerans

Tarihin sağlamış olduğu daha geniş perspektiften bakarak farklılıklara olan hoşgörümüzü artırabiliriz.

⇒ Örnek. Birçok BDT uygulayıcısı pozitivist bakış açısıyla varoluşçu terapiyi bilimsel olmamakla suçlayıp, felsefeye dayandığı iddiasıyla hafife alabiliyor. Oysaki Albert Ellis belki de deneysel psikolojiden çok daha fazla Stoacı felsefeden etkilenmiştir.

Bir zamanlar oldukça itibar gören, popüler metodların zamanla nasıl ünlerini yitirdiklerini hatta sahte bilim olduklarının anlaşıldığını görmek, bize fikirlerimize tutucu bir şekilde bağlanmamız gerektiğini gösterebilir.

⇒ Örnekler. Frenoloji, öjenik, tabula rasa…

İçgörü kazanmak

Psikolojiyle ilgili yanlış anlamaların temelinde de genellikle buraya nasıl geldiğimizi tarihsel süreç içerisinde kavramamış olmak geliyor. Günümüzde alanımızda yaşadığımız sıkıntıların birçoğunun tohumları geçmiş tarihlerde atıldı. Çıkış bağlamlarını öğrenmek bize içgörü kazandırabilir, yanlış anlamaları ortadan kaldırabilir.

⇒ Örnek. Danışmanlık terimini ilk kullananlardan biri olan Carl Rogers bu terimden tam olarak hoşnut değildi. Zira danışmak kolaylıkla akıl vermek olarak algılanabilirdi. Fakat diğer öneriler arasında ehveni şer olarak tercih etmişti. ‘Counselee’ danışan kelimesinin kullanılmasını ise üstüne basa basa yanlış bulduğunu, ‘client’ teriminin kullanılmasının daha iyi olacağını yazmıştı.

1970’lere kadar tıp uzmanı olmayanlara psikoterapist olma yolu açılmamıştı. Amerikan Psikanaliz Derneği, tıp uzmanları dışında kimseyi eğitimlere kabul etmiyordu. Ziraat, ilahiyat ve eğitim gibi alanlardan mezun olmuş olan Rogers’ın psikoterapi yapma imkaanı bulunmuyordu. Danışmanlık demesi tepki toplamamıştı. Ama çalışmalarını yürüttükçe insanlar ona, “sen basbaya terapi yapıyorsun” diyorlardı.

İleriki yıllarda daha özgür bir ortam oluştukça, ekseriyetle psikoterapi tanımını kullanmaya başladı. Yani kişi merkezli danışmanlık demek yerine kişi merkezli terapi demeye başladı. Halen Amerika’da ve İngiltere’de danışmanlık ve psikoterapi sıklıkla eşanlamlı kullanılırken, Almanca konuşulan ülkelerde tamamiyle farklı meslekler olarak görülüyorlar. Carl Rogers’ın bu süreci anlattığı konuşmasına ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.