Üç temel soruya tarihteki farklı toplumlar çerçevesinde cevaplar getiriyor olacağım bu yazıda.

  • Kimlere deli deniyordu?
  • Deliliğin sebebi olarak insanlar neyi görüyorlardı?
  • Deli olduğuna kanaat getirilen kişiler nasıl tedavi ediliyor ya da kontrol altında tutuluyorlardı?

Deliliğin tarihi oldukça eskiye uzanıyor. Arkeolojik kazılarda 7000 yaşının üzerinde iskelet kafaları bulunmuştur üzerlerinde küçük delikler açılmış halde. Kafada açılan bu deliklerden, kişiyi ele geçirerek delirmesine sebep olduğu düşünülen kötü ruhların çıkarılması amaçlanıyordu.

İnsan üstü güçlerin sebep olduğu düşünülen bulgulardan bazıları şunlar olmuştur: Epilepsi benzeri septomlar, hızlı ruh hali değişiklikleri, kafası karışık halde konuşmalar ve norm dışı davranışlar. Ruhların, cadıların ya da şeytani güçlerin epilepsi benzeri bulgulara sebep olduğunu düşünen kavimlerden birisi de Mezapotamya ve Babillerdir.

Eski kaynaklara baktığımızda deliliğe özellikle mitolojide ve kahramanlık hikayelerinde rastlıyoruz. Sebep olarak daha çok kader ya da cezalandırılma gösteriliyor.  Cezalandırmaya sebep olabilecek nedenler arasında acımasızlık, yamyanlık, kana susamışlık, hırs gibi nedenler gösterilebilir.

Hinduizm

Hinduizmde Grahi adı verilen bir iblisten bahsedilir. Hindistanda Köpek Şeytanı denilen varlığın kişiler üzerindeki tesirinin ise köpek benzeri davranışlara sebep olmak olduğu düşünülüyor. Günümüzde de siyah köpek depresyon için sıklıkla metafor olarak kullanılır. Belki de antropolojik olarak bu metaforun kökeni buraya dayanıyordur.

Deliliğin tarihi – Antik Yunan

İlk dönem Yunan mitolojisinde ölümlüler, tanrıların elinde oyuncağa çevrilmiş durumdadır. Tanrıların canları ne zaman isterse, insanlara istediklerini, buna delirtmek de dahil, yapabilmektedirler.

Homer’in Ajax’ı konu aldığı dramasında, Savaş Tanrıçası Athena muherebe sırasında Ajax’ın geçici süreyle delirmesine sebep olur. Ajax’a düşman askerlerini koyunlar olarak görünürler ve böylelikle Ajax koyunları öldürür. Kendisine geldiğinde herkes içerisinde küçük düştüğüne kanaat getiren Ajax utanç içerisinde intihar eder.

Milattan önce 3. ve 4. yüzyıllarda yazılmış olan Yunan hikayelerinde kahramanın yalnızca davranışlarına değil, iç dünyasında yaşadığı çatışmalara da yer verildiğini görüyoruz. Genelde bu farklı iç seslerini seyircilere koro yansıtıyor. Yalnızca tanrılar değil kişinin kendi öfkesi, intikam hisleri ya da kendisini şaşırmışlığı da delirmesine sebep olabiliyor bu hikayelerde. Sophockles’in ve Euripides’in dramalaştırdıkları anlatılarda kahramanlar büyük iç çatışmalar yaşıyorlar. Kişi aşk ve onur, görev bilinci ve arzuları, kendisi, ailesi ve devlet arasında kalabiliyor.

Kızgın bir tanrı, öfkeli bir periden ziyade, kişinin kendi kibri, hırsları ya da gururu sebep olabiliyor çöküşüne. Bu yenilgileri önlemenin farklı yolları bulunuyor. İlahi işaretlerin farkına varmak, kahinlerin sözlerine kulak kesilmek, tanrıları kızdırmamaya çalışarak onlara kurbanlar vermek ve mabetlerini ziyaret ederek onları hoşnut etmek yapılması gerekenlerin başında yer alıyor.

Yunan draması çözümler de gösteriyor insanlara. Ödipus’un örneğinde olduğu gibi, körlük aynı zamanda bir iç gözün açılmasına, daha yüksek farkındalıklara yol açabilir. Benzeri bir olguyu Shakespeare’ın Kral Lear oyununda da görüyoruz. Kendisine yabancılaşarak çıldıran Kral Lear nihayetinde bir iç farkındalık deneyimler.  Kendisini kahramanlarla özdeşleştirerek onların süreçlerinden geçen, fakat oyunun sonunda bunun kendi başına gelmemiş olduğunun farkında olan izleyiciler de bir iç arınma hissebilirler. Kişiden beklenen uçlardan uzak durması ve akli selim içinde davranışlar sergilemesi ve makul tutumlar takınmasıdır.

Nihayet Hippokrat hastalıkların tanrılara atfedilmesini eleştirmiş ve rahatsızlıkların doğal nedenlere dayandığını iddia etmiştir.

Deliliğin tarihi – Hristiyanlık

Konstantin’in Hristiyanlığı 313 yılında serbest bırakmasından sonra yaşanılan toplumlarda eski inançlar, hristiyanlığın farklı öğretileri ve ileriki dönemlerde kavimler göçü ile birlikte getirilen inançlar birbirine farklı katmanlarda karışmıştır.

Halk arasında hristiyanlığın ortadan kaldırma iddiasında olduğu doğa üstü güçlerin (ruhlar, koboldlar, orman perileri…) insanları hastalandırdığına dair inanışlar devam ediyordu. Bunlarla mücadele için insan kafatası tozuna varıncaya kadar farklı uygulamalar günümüzde epilepsi tanısı alabilecek olan durumlarda uygulanıyordu sözde tedaviler için.

Hrisitiyanlık ruhsal güçlükleri günahkarlığa, yaratıcının dilemesine ve hatta sevgiye dayandırıyordu. Tövbekar olmak, doğru yolda olmak ruh sağlığı için gerekli görülüyordu. Kutsal ruhla, şeytan arasında kişinin ruhu için bir savaş hüküm sürüyordu. Bu psikosavaş kişide umutsuzluk, kararsızlık ve şüphecilik gibi bulgulara yol açabiliyordu. Özellikle Kalvinizm mezhebinde şeytanın aldatmacaları büyük rol oynuyordu.

Eski Ahit’de cezalandırma olarak düçar olunulan deliliklere örnekler veriliyor. Örneğin, sarayı ile övünen Nebukadnezar’ın elinden sarayını alan Tanrı, daha sonra kralı inek sürüleri arasına karışarak ot yemesine sebep olarak cezalandırmıştır. Benzer bir hikaye Herodot tarafından Kral Kambyses’e ithaf edilir.

Günahkarlık sonucu olarak delilik

Delilik adeta günahkarlığın bir dışa yansıması idi. Bu gibi itirafları daha sonra iyileştiklerini iddia eden bir takım kişilerin otobiyografilerindeki itiraflarda da görmek mümkün. Örneğin, Margery Kempe ateistlik içine düşmüş olduğunu, zevkü sefaya düşkünlüğü nedeniyle deliliğe düçar olduğunu dile getirmiştir. Anılarında uzun uzadıya kendisinden saçlarını kesmesi gibi talepleri olan sesler duyduğunu dramatize eder. Nihayet dizlerinin üstüne çökerek af dileyerek tanrıya geri yönelir. Yaşamını dindar bir çizgide devam eder.

Dindarlıktan delirme

Diğer bir delilik türü de dindarlıktan geliyordu. Daha ziyade kutsal kişilerin başına gelebilecek olan böylesi bir cinnetin temelinde ilahi vizyonlar yatıyordu. Fakat böylesi atıflara çok rastlanmıyor.

Dini temellerde açıklanan rahatsızlıkların tedavisi için de yine dini tedavi yöntemleri uygulanıyordu. Farklı hacı ziyaretleri, kutsal ainler ve şeytan kovma seansları bunların başlıcaları. Dini mabedlerde de ruhsal hastalıkların tedavisine çalışılabiliyordu

Şeytani güçlerin sonucu olarak delilik

Delilik en fazla cadılık gibi şeytani temellere dayandırılıyordu. Cadıların yaptıkları kötülükler nedeniyle, masum insanları çaresizlik ve intihara sebep olabiliyorlardı.

Cadılıkla suçlamaların temelinde birkaç farklı temel bulunuyordu. Bunlar, olağanüstü ile ilgili yerel inanışlar, şeytan hakkındaki hristiyan ilahiyatınından elde edilen bilgiler, rönesans ile birlikte büyüye olan merakın canlanması ve dinsizliğe karşı açılan haçlı bayrağıdır.

Deliliğin tarihi – Reformasyon

İnsanların cadılıkla suçlanarak öldürülmesi konusunda ilk uyarıları yapanlardan biri  Johannes Weyers. Hollandada hekim olan Weyer 1563 yılında yazdığı eserde yaşlı, kimsesiz ve eğitimsiz insanların hastalıkların kolaylıkla cadılıkla suçlanabilmesi konusunda uyarmıştır.

Weyer şeytanın insanla uğraşmabilme ihtimalini reddetmemiş, fakat Tanrı’nın muvaffak olması noktasında iblise izin vermeyeceğini dile getirmiştir. Tanrı tarafından kendisine sınırlı bir güç verilen şeytanın uğraşıları sonucu insan melankolikleşebilir, fakat iblis insanların ruhlarını tamamiyle ele geçiremez iddiasındadır. Weyer’e göre cadı olduğunu itiraf edenlerin yaşadıkları fantazi, alınan madde etkisi ya da rüyalar olabilir. Cadı olduğu iddia edilen kimselere merhamet gösterilmeli ve tedavileri için uğraşılmalı, ceza ya da korkutma cihetine gidilmemelidir.

17. Yüzyıl’dan bir vaka örneği

Farklı hekimler 17. Yüzyılda delilikle cadılık arasında kurulan ilişkiye itirazlar bireysel vakaları inceleyen hekimler tarafından da gelmiştir. Elizabeth Jackson davası bunlardan biridir. 14. yaşındaki Mary Glover’e büyü yapmakla suçlanan Jackson’un davasında bilirkişi olarak hekimlere başvurulmuştur.

Mary’inin birbirinden faklı şiddetli bulguları bulunuyordu. Geçici olarak amalık yaşamış, belirli bir süre vücüdunun bir kısmında felç yaşamıştı. Bir süre tıbbi tedavi uygulandıktan sonra iyileşmeyen Mary’nin doğa üstü güçler tarafından hastalanmış olabileceği iddiası üzerinde duruluyordu. Nihayet farklı görüş bildiren hekimlerin bir kısmı hastalığın organik olduğunda ısrarcı olmuştur. Rahimden kaynaklığı iddia edilen bu rahatsızlığa sonraki yıllarda histeri tanısı konulmaya başlayacaktır.

Cadılık ve benzeri doğa üstü benzetmelerden uzaklaşılmasında 1618-1648 yılları arasında meydana gelen mezhep savaşlarının etkisi şüphesiz ki büyük. Bu tarz idamların toplumda huzurluk ve kargaşa yaratması da elitleri rahatsız etmekteydi, zira sosyal düzeni sağlamayı zorlaştırıyordu.. 1650 yıllarında cadılık ve şeytanla delilik arasında kurulan ilişkiye itiraz etmeye başladılar. Her ne kadar toplumdaki yanlışlıklar için günah keçisi ilan edilenler idam edilse de sonrasında toplumsal düzen sağlanamıyordu.

1693 yılında Dr. Ernst Heinrich Wedel, Jena’da  hayalet görme ile ilgili iddiaların yanlış tasavvurlar olduğunu dile getirmiştir. Buna karşı yine aynı yıllarda Hoffman cadıların hayvanların ruhları üzerinden insan ruhu üzerine etki ettiğini söylemiştir. Buna karşın Hoffman Newton’un iddialarını kafayı sıyırmak olduğunu söylemiştir.

18. Yüzyılın sonlarında ise daha ciddi eleştirileri getirenlerden biri şüphesiz ki Darwin’dir. Methodistlerin korku yayan sözlerini tiyatral gösterilere benzetmiş ve yanlış tutumlarıyla biçare hastaların intiharına sebep olmakla suçlamıştır.

Bay —, yaşadığımız bölgenin eski sakinlerinden. Dini dürtülerle kendisine vurmaya ve yaralamaya başladı… Çocuğu ve eşi olduğu için durumunun ümitsiz olmasından endişe ettim. Zira ailesine duyduğu ilgi ve yakınlık bu deliliğin ortaya çıkmasına engel olmaya yetmemişti. Bir tımarhane yatırıldı. Eve döndükten sonra kendisine vurmaya ve yaralamaya devam etti. Uzun süren oruçlarının sonucunda giderek zayıflayarak, güçsüz düştü ve yaşamını yitirdi… Bu dünyanın başına gelmiş ne büyük bir ızdırap, cinayet ve katlimandır bu. – Darwin

Weyers ve diğerlerinin sesleri yalnız kalmadı. Özellikle de farklı hristiyan cemaatlerin cadılık ve bunun etkisinde kalan insanları kurtarma amacıyla yaptıkları şeytan çıkarma gibi ayinlerle güçlenmesinin önüne de geçmek için zamanla bu ayinler tamamiyle ortadan kaldırılmıştır.

Cadı avının bedeli 200.000’nin üzerinde çoğunluğu kadının idam edilmesidir. Karşı reformasyonda ise cadılık iddialarını öne sürenler için deli benzetmesi yapılır. Giderek cadılar yakılmak yerine sahiplenilmeye ve kontrol altında güç olarak tutulmaya başlanmıştır. Örneğin, belirli bir yerin sahibi olan asil, konutu içerisinde danıştığı bir kahin, cadı bulundurarak ondan kendisine yardımcı olmasını istemiştir.

Feminist eleştiriler

Feminist eleştirilerde günümüzde yeri kalmayan bu tanının, kadın cinselliğinin bastırıldığı toplumlarda verilen psikosomatik tepkiler olduğunu dile getireceklerdir. Cadılık, rahim hastalığı, histeri, sınırda kişilik bozukluğu… Bunların tamamı kadına karşı önyargının değişen etiketleridir.

Dini delilik olarak görme

Dini açıklamalar ortadan kalkarken diğer yandan da dinin kendisi psikopatoloji olarak görülmeye başlamıştır. Tanrının kendisini bir ilüzyon olarak görme, kişilerin kendi arzularını inanç üzerinden dile getirmeleri, iç dünyalarının projeksiyonu, bastırılan cinselliğin yerine koyma gibi birçok iddia öne atılmıştır. Bunlar arasında Voltaire ve Diderot verilebilir. İleriki yıllarda bu iddiaların bir kısmı Freud tarafından da benimsenecektir.

Günümüzde hristiyanlık ve delilik

Günümüzde kilise halen vizyonlara, hayaletlerin kişiyi ele geçirmesine ya da şeytan çıkarmaya tamamiyle karşı çıkmıyor. Bununla birlikte iddialar karşısında oldukça şüpheci davranmaktadır. Günümüzde bir Katolik ya da Anglikan ruhunun şeytanın esiri olduğunu iddia etse, din görevlilerinin bu iddiasını kabul etme ihtimali görülmez. Kendisini bir ruh sağlığı uzmanına yönlendirmeleri muhtemeldir.

Bu yazıda kimi yazarların mantık dışı dediği dönemlerde deliliğin kısa brir tarihi üzerinde durdum. Bu klasik tarih okuması olarak görülebilir.

Micheal Foucoult deliliği doğal bir rahatsızlık değil de toplumsal olarak inşa edilmiş bir kavramdan ibaret görüyordu. Ona göre deliliğin tarihini araştıran bir uzman üzerinde durduğum konulardan ziyade şu kavramların tarihini araştırmalıdır: Özgürlük, baskı, kontrol, güç, bilgelik. Psikolojik hastalık tanımları üzerine yapılan eleştirileri merak ediyorsanız şu yazıya göz atabilirsiniz: Psikolojik hastalıklar


İlginizi çekebilir: Psikoloji tarihini bilmek neden önemlidir?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.