Yalnızlık konusunda yalnız değiliz. Yalnızlık çağımızın salgınlarından biri. İngiltere’de bu konuda bir bakanlığın bile kurulduğu haberlerini okumuşsundur. İnsanlara karşı güvensizleşiyoruz. Yalnızlaşıyoruz.

Giderek yiyecek paketleri küçülüyor, mutfaklar küçülüyor, evler küçülüyor. Ülkeler endüstrileştikçe, modernleştikçe, bireyselci hale geliyor. Daha fazla arkadaş seçebilecek imkiana kavuşan insanlar daha seçici hale geliyor. Yalnızlıkları artıyor.

Artan boşanmalarla birlikte tek bir ebeveyni ile büyüyen çocuklar daha küçük yaştan, yalnız bir erişkini model almış oluyorlar.

Yalnız olmak ve kendini yalnız hissetmek 

Yalnız olmak ve kendini yalnız hissetmek aynı şeyler değiller. Bunun en büyük göstergelerinden biri kendisini yalnız hisseden kişilerin birçoğunun evli olması.
Hastanede yatan hastaları düşünün. Bir çoğunun oda arkadaşları ve refakatçıları bulunur. Gün boyunca sağlık personeliyle iletişim halindedirler. Ama bir çoğu buna rağmen kendisini yalnız hisseder.
Yalnızlık hissi yalnız olduğumuzda değil,
tercih ettiğimiz kişiden ayrıldığımızda hissettiğimiz duygudur.

Diğer önemli bir örnek de yeni doğum yapmış annelerin yaşamış olduğu yalnızlık duygusu. Sürekli kucağında bir bebekle gezen annelerin yalnızlık çekebileceği ihtimali birçok insanın aklına bile gelmez. Oysaki bir çoğu görünmeyen bir yalnızlık içindedir.

Annelerin sosyalleşmelerini sağlayacak olan imkanların oluşturulması gerekiyor. Örneğin; eşlerin ve diğer yakınların bebeğe göz kulak olmaları gibi.

Birey kendisini evliyse de, işi varsa da, başkaları tarafından seviliyorsa da, gençse de, çocukları varsa da… yalnız hissedebilir.

Yalnızlık çeşitleri

Engin Geçtan (1983) İnsan Olmak adlı kitabında farklı yalnızlık çeşitlerinden bahsetmektedir.

  1. Tek başına yaşayan insanlar yalnızlık hissedebilir.
  2. Kendi toplum grubuna yabancılaşarak yalnızlaşabilir.
  3. Çevre tarafından dışlanma nedeniyle yalnızlık meydana gelebilir.
  4. Bir insan çevresiyle ilişkilerini en aza indirerek kendi seçimi ile yalnızlaşabilir.
  5. Gerçek yalnızlık. İnsanın kendisini anlaşılmamış ve kimsesiz hissetmesi
  6. Geçici yalnızlık. Bireyin kendi seçimiyle çoğunlukla yapıcı ve yaratıcı sonuçlar doğuran yalnızlık.

Yalnız kalmanın ne zaman yaratıcılık kazandırdığı, ne zaman psikolojik rahatsızlıklar yaşanmasına sebep olacağını kestirmek oldukça güçtür.

Sizin de aklınıza gönüllü geçici yalnızlık örnekleri gelebilir. Örneğin; kitap yazan, meditasyon yapan, itikafa çekilen, halvet gibi deneyimler yaşayanlar. Bireyin kendi seçtiği bir yalnızlık huzur getirebilir.

Elbette mizaç itibariyle yalnızlıktan hoşlanan bireyler de vardır. Bu yazının amacın insanların sahip olduğu ilginç karakter özelliklerini kişilik bozukluğu ya da patolojik olarak sınıflandırmak değil kesinlikle. Fakat yalnızlığın birçok kişinin hayatında duygusal güçlükler yaşattığını da göz ardı edemeyiz.

Yalnızca insanlardan değil doğadan ve hayvanlardan da uzaklaştık.

Dünya ile daha bütün hissedersek kendimizi, o zaman yalnızlık hissine yer kalmayabilir. – Engin Geçtan

Giderek yalnızlık oranları artıyor

Farklı çalışmalara baktığınızda ortalama %25-48 oranında yalnız birey yaşamaktadır. Boylamsal çalışmalar arasından erişebildiğim en uzun soluklu  araştırma olan Michigan Üniversitesine ait [Health and Retirement] Sağlık ve Emeklilik çalışmasına göre toplumda kendini yalnız hisseden bireylerin oranı %27’ye ulaşmış durumda.

Yalnızlıkta yalnız değilsiniz.

Son 20 yılda ortalama yalnızlık oranı %3-7 oranında artış göstermiştir.

Yalnızlıkla baş etmek neden zor?

İnsan beyninin uyaranlara ihtiyaç duyduğuna inanılır. Uzun süre izolasyonda kalan bireylerin giderek bilişsel kabiliyetlerinin azaldığını gösteren birçok çalışma bulunuyor. Başka insanlardan yoksunluk bir işkence metodu olarak da kullanılabiliyor.

Birçok insanı yalnız kaldıklarında büyük bir boşluk duygusu kaplar. Farklı aktivitelerle meşgul olmak yalnızca başkalarının yanındayken mutluluk verir. Kendi başlarınayken ne yapacaklarını çoğu zaman bilemezler. Ya da yapacak motivasyon bulamazlar.

Yalnızken kendimize odaklanırız. Dışarıdan geri bildirim gelmeden içimizde bir düzen sağlamamız oldukça güç olur. Giderek düşüncelerimiz daha karmaşık hale gelir.

Örnek. Yalnız başına kalan bir ergen şu soruları sormaya başlayabilir kendisine;

Acaba arkadaşlarım şu anda neler yapıyorlar?

Sivilcem mi çıkıyor şurada?

Okulda tartıştığım tiplerle başım belaya girecek mi?

Başkalarından geribildirim almadan yaşarsak zamanla gerçeklik olgumuzu yitirmeye başlarınız. Kendi duygularımızı da anlamlandırmakta güçlük çekeriz. Ötekinden gelen geribildirim olmadan özbildirimlerimiz de körelmeye başlar (Sayar, 2014).

Yalnız kalmayı büyük bir yük olarak gören insanlar, kötü ilişkilerde ısrarcı olabilirler (Thibaut ve Kelley, 1986).

Yalnızlık – Sonuçları

Yalnızlığın fiziksel sonuçları

Yalnızlık bağışıklık sistemini zayıflatır. Böylelikle birey daha kolay hastalanır. Kişi ayrıca var olan fiziksel hastalıklarıyla baş etmekte güçlük yaşar.

Yalnızlığın birçok fiziksel hastalık riskini artırdığı düşünülüyor. Kalp krizi, beyin kanaması, Alzheimer, soğuk algınlığı…

Yalnızlığın ölüm riskini sigaradan, hareketsizlikten ve obeziteden daha fazla artırdığı düşünülüyor.

Başkalarının dokunuşlarına karşı oldukça duyarlıyız. Saçlarımızdan, derimize… birçok nöronlarımız bulunuyor. Kucaklaşmanın, dokunmanın vücut için yararlı olduğunu gösteren birçok çalışma bulunuyor.

Daha kötü besleniyor yalnız bireyler. Yalnızken kişinin yemek yapma konusunda özenme motivasyonunun düştüğüne siz de şahit olmuşsunuzdur.

Atalarımız için yalnız olmak daha fazla ölümcül risk barındırıyordu. Sürüden ayrı kalan kuzuyu kaparlar misali. Vücudumuz yüksek bir stresle yalnızlığa cevap veriyor oluşunun bir nedeni de bu olabilir.

Yalnızlık bizi fiziksel olarak hasta da yapabilir, yalnızlığa sürüklenmiş hissediyorsak. Kişiliğimizi de güçlendirebilir, kendimiz bir süre yalnız kalmak istiyorsak.

Yalnızlığın psikolojik sonuçları

  • Yalnız insanlar giderek daha da fazla yalnızlaşıyor. Zamanla yalnız bireyler insanların yüzlerini daha tehditkar olarak algılamaya başlıyorlar. İnsanlara karşı olan çekinceleri, güvensizlikleri artıyor.
  • Yalnız insanlar psikolojik açıdan oldukça önemli olan sosyal destekten mahrum kalabiliyorlar.
  • Yoğun yalnızlık hisleri yaşayanlar adeta felç olmuş gibi aşırı bir umutsuzluk, kaygı ve gerginlik yaşayabilirler.
  • Birey kendisini sevilmeye daha az layık görmeye başlayabilir.
  • Daha sık şu problemleri yaşıyorlar: Depresyon, öfke, uykusuzluk, kronik stres,
  • Daha düşük oranlarda: İyimserlik, kendiyle barışık olma, yılmazlık

Yalnızlık sosyal destek eksikliği, sigara kullanmak ya da obezite kadar ölümcül Bir etkiye sahiptir.

⇒ İngiltere’de yapılan bir çalışmada şu sonuç ortaya konmuştur. Psikolojik hastalıkları olanların yüzde 84’ü kendisini sosyal olarak izole hissediyor Mind (2004). Yalnızlık ve psikolojik hastalıklar arasındaki ilişki muhtemelen çift yönlüdür.

Kendilerini yalnız hisseden kişiler romantik sahtekarların [romantic scammer] tuzağına düşmeleri kolaylaşıyor. Bu şekilde internette tanıştıkları gerçek olmayan profillere para kaptıran birçok insan bulunur.

Kendilerini yalnız hisseden bireyler çok aç insanlar gibidir. İnsan çok acıktığında ne olsa yiyebilecek hale gelir. Kişisel kontak ihtiyacı artak kişi de ilişki kurduğu insanlar konusunda seçici davranamayabilir.

Yalnızlık, partner bulamama giderek kişinin kendisine olan güvenini düşürebilir. Kötü ilişkiler kendilerine olan güvenleri düşük olan kişilerin beklentilerini karşılamaya yetebilir (Edwards vd., 2011). Belki de bu nedenle hali hazırda partneri olanlar daha çekici görünebilir, yalnız olanlara kıyasla.

Yalnızlığın ekonomik sonuçları

Tek kişinin yaşadığı ev, tek kişi işin yanan lamba, çalışan ev aletleri, şöförü dışında yolcusu olmayan araçlar. Hem ekonomik açıdan, hem de sürdürülebilir enerji ve doğa için yalnızlık oranlarının artması korkutuyor.

Kimler daha fazla yalnızlık deneyimliyor

  • Bekarlar
  • Mahkumlar
  • Yaşlılar
  • Göçmenler
  • İşsizler
  • Fiziksel rahatsızlıklarından dolayı yalnız kalanlar.
  • Eşini kaybedenler. Erkekler ortalama olarak kadınlardan daha genç yaşta öldükleri için ve genelde de evlilikte eşlerinden daha ileri yaşta oldukları için, eşini kaybederek yalnız kalan kadın sayısı daha fazla.
  • Büyük şehirlerde yaşayanlar
  • Ebeveynlerinin ikisi de çalışan, sıklıkla evde yalnız kalan çocuklar
  • Çekingen bireyler, kendinlerine güveni düşük…
  • İnsanlardan beklentileri yüksek olanlar

Buna karşın empati [eşduyum] düzeyi yüksek, kendilerini daha iyi tanıyan bireylerin daha az yalnızlık çektiği düşünülüyor.

Kişi yalnız başına da ayakda kalamaz mı?

Çocukluğunda ailesi tarafından ihmal edilmiş, sonrasında da iyi ilişkiler kuramamış kimi bireyler yılmazlık geliştirmiş olabilir. Ama bu örnekler genelde istisna oluyor. Birçok insan yaralı biri olarak büyüyor.

İnternet ve yalnızlık

Bir çoğumuz e-postalarımızı ve facebook mesajlarını okurken önümüzde ki dijital verilerin gerçek bir iletişim olmadığının farkındayızdır.

Kimileri ise interneti bir varış noktası olarak değil yol olarak kullanır. Internet üzerinde tanıştıkları insanlarla gerçek hayatta buluşurlar.

Internet bireyin yalnızlık çekme riskini artırıyor.

Peki ya interneti sosyal ilişkiler açısından varış noktası olarak kullananlar. Uyumlu (otantik – gerçek) olmayan kişilikleri ile kendilerini daha fazla kabul görmüş hissedebilirler. Fakat yalnızlık hisleri büyük ihtimalle geçmeyecektir.

Büyük bir yalnızlık içinde olanlar açlık çekenler gibidir.

Çok acıkınca sert ya da normalde hiç yemek istemeyeceğiniz bir şeyi yiyebilirsiniz. Kronik yalnızlık çekenler de normalde ilişki kurmak istemeyecekleri kişilerle iletişimde kalabilirler.

Benzer şekilde yalnızlık çekenler farklı savunma mekanizmaları kullanabilirler: Aşırı yemek yeme, alışveriş yapma, film seyretme, amaçsızca alışveriş merkezlerinde vitrinleri seyretme gibi savunma mekanizmalarını kullanabilirler.

Yalnızlık ve varoluşsal korkular

Yaşlılarda kronik yalnızlık bir süre sonra varoluşsal bir korkuyu da beraberinde getirebilir. Örneğin; yalnız başına ölmek ve evde günler sonra kokuşmuş bir halde bulunmaktan korkmak gibi. Bu korkuyla düzenli olarak onları kontrol edecek birileri bulunarak baş edilebilir.  Ama bu temel duygusal ihtiyaçlarını gidermek için yeterli olmaz.

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf

Yalnızlık ve bencilleşme

Yalnız bireylerin özellikle de çocuğa sahip olmayanların giderek bencilleştiği düşünülür.

Bencilleşme kendi çıkarlarını düşünmek ve kendini korumaya almakla ilgilidir. Oysaki birçok yalnız insanla iletişim kurmak istediğiniz zaman büyük bir iletişim açlığı içerisinde sel olup üzerinize yağarlar. Onlara karşı set kurmakta çok güçlük çekersiniz.

Yalnızlık ve televizyon alışkanlığı

Yalnız kaldıklarında birçok bireyin kafasında olmadık düşünceler, kaygılar oluşmaya başlayabilir. Düşünceler giderek karmaşıklaşabilir. Bu durumda televizyon seyretmek bir nebze rahatlama sağlayabilir. Zira tanıdık yüzler, reklamlar insana rahatlatıcı bir nesne sunabilir. Hele de aynı programı takip ediyorsanız.

İnsanların sıklıkla izlemediği halde bütün gün televizyonu açık tuttuğunu görürsünüz. Yeni bir filmden ziyade aynı hoşlandıkları yormayan bir filmi tercih ederler.

Kişinin oldukça ilgisini çeken bir program olmadığı müddetçe televizyon izlerken hafif düzeyde depresif dahi olabilmektedir. Buna karşın yalnızken rahatlatıcı bir etkisi de görülebilmektedir. Benzer etkiyi bireyler arada telefonlarını karıştırarak sevdikleri insanların online olduğunu görerek de hissederler.

Yalnızlık – Yapılan hatalar

Pes etmek

Yalnız bireylerin en büyük hatalarından birisi işe yaramayacak çözüm önerilerinin peşine takılarak boşa enerji harcamaları. Bunun sonucunda da “bak işe yaramıyor, ben değersiz bir insanım” diyerek büsbütün geri çekilmeleri. Böylelikle yenilgiyi kabul ederler.

Özellikle partner bulma, evlenme gibi durumlarda yaşanır bu. Öğrenilmiş çaresizlikle ilişkilendirilebilir. Öğrenilmiş çaresizlik çok kısa sürede kazanılabilirken öğrenilmiş iyimserlik için çok kereler denemeler gerekebilir. Yani güveni, inancı kaybetmek kolay, kazanmak ise daha zor olabilir.

Bir de vazgeçmeyen, iflah olmayan kalpler var. Defalarca yara alsalar da insanlara olan umut ve inançlarını kaybetmezler. Psikolojik müdahalelerin ortak noktalarından biridir bireylerin umut düzeylerini yükseltmeye çalışmak.

Kişinin bir partnerinde hayal kırıklığına uğradığını, ikincide de uğradığını düşünün. Tekrar üçüncü defa kalbi kırılabilir. Fakat denemeyi bırakırsa hepten eline bir şey geçmeyeceği de ortadır. Psikolojide yapılan müdahalelerin büyük kısmı insanları tekrar tekrar deneme motivasyonu vermektir. Bir anlamda doğru prensi/prensesi buluncaya dek birçok yanlış kurbağanın öpülebileceğini kabul eder psikoloji. Doğru insanı ara bul ve nokta atışı yap… Bunu çok da gerçekçi bulmaz.

Sosyal destek ile sosyal ilişkiyi karıştırmak

Elbette sosyal ilişkiler nihayetinde bireye sosyal destek sağlar. Ama yardıma ihtiyaç duymak tek taraflı bir ilişkidir. Sadece başkalarından destek almak sizi iyi hissettirmeye yetmez. Oysa ki gidip başkalarına yardımcı olursanız kendinizi daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.

Yaptığımız araştırmalarda, en mutlu insanların, diğerlerinin mutluluklarından tat alabilen ve başarısızlıklarına üzülebilen insanlar olduğunu gördük. – Sonja Lyubomirsky

Terapist olarak sıklıkla psikiyatride hastalarımıza şu gibi sorular yöneltiyoruz tedavilerinin sonlarında. “Bu tecrübeyi yaşamış biri olarak sizden sonra gelecek hastalarımız için ne temenni edersiniz? Onlara neler önerirsiniz? Size yaptığımız uygulamalardan en çok yararlandıklarınızı bize söylemeniz sizden sonraki hastalarımıza daha iyi yardımcı olmamız konusunda bize yol gösterebilir.” 

Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür. – Lev Tolstoy

Sosyal kabiliyetleri güçlü olanlar da yalnızlık çekebilirler.

Sosyal zeka düzeyleri düşük olan bireylerin yalnız kalma ihtimali elbette yüksektir. Fakat birçok başarılı insan da yalnız kalır.

İlginizi çekebilir: Sosyal zeka nedir?

Özellikle tanınmış kişilerle birçok kişi arkadaş olmak ister. Fakat onlar başkalarının kendileriyle sosyal ve maddi menfaatler nedeniyle arkadaşlık kurmak istediklerini düşünebilirler. Bu nedenle kendilerini yalnızlık içinde bulabilirler.

Kendinle mutluysan kimseyle derdin olmaz. – Sadi Şirazi

Fazla tedbirli davranmak.

Arkadaşlık konusunda tedbirli olmak kişiyi yalnızlaştırabilir. Güvenli ve zehirli yiyecekler arasında ayrım yapmak gibidir bu. “Düşman olduğum kişi dost canlısı ise bir şey kaybetmem. Ama ya dost bildiğim düşmansa.”

Bir insanın gelebileceği en büyük mertebe güvenilir insan olmaktır. – Doğan Cüceloğlu

Bu tarz düşünme biçimleri bizim insanlar hakkında negatif beklentiler içine girmemize sebep oluyor. Sayısız psikolojik araştırma bize negatif beklentilerimizin negatif sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Neyi bekliyorsak onu görüyoruz. Karşımızdakinin davranışlarını yanlış yorumlamaya başlarız, beklentimiz eğer buysa.

Kötü deneyimler ⇒ Güvensizlik ⇒ Yalnızlık ⇒ Yalnız kalınca kafada birçok şey kurgulama ⇒ Daha fazla güvensizlik ⇒ Daha fazla yalnızlık

Düşünülenin aksine sosyal buluşma ortamları yaratmak işe yaramıyor. Hatta bireylere sosyal kabiliyetler kazanabilecekleri programlar sunmak dahi kayda değer sonuçlar vermiyor.

Gecenin bir yarısında çalan telefonun öbür ucundaki ses, hayatına son vereceğini ama biraz konuşmak istediğini söyler. Frankl, uzunca bir süre, hayatın uçurum kenarında yürüyen kadını dinler. Kapatmaya yakın, ‘Vazgeçtim’ der kadın, ‘gecenin bu geç saatinde bir insan beni bu kadar süre dinleyebiliyorsa, bu dünyada hala ümit var demektir!’ (Victor Frankl, 1967).

Kişinin özgüveni düşükse, acaba başka insanlar beni sevebilir mi? Onlara yaklaşırsam beni kabullenirler mi, gibi düşüncelere sahipse, yalnızlık çekme riski artacaktır.

İnsan ilişkilerine sızan iktisat dili

Kemal Sayar Terapi: Kültürel Bir Eleştiri adlı kitabında bu konuda çok değerli bir saptamada bulunuyor.

“Verdiği ölçüde almak, verdiği kadar istemek ve ne verdiyse ona karşılık beklediğini hissettirmek… Sürekli bir hesap kitap…”  – Kemal Sayar

Birey sürekli karşı taraftan ilk adım atmasını ya da yaptıklarına karşılık vermesini beklediğinde… Bu gibi davranışları gözlemleyerek hesap kitap yapmaya başladığında yalnızlaşmaya başlaması kaçınılmaz hale geliyor.

Yalnızlıktan kurtulmak için yapılabilecekler

  • İyimser kalmaya çalışmak… En iyisinin olacağını düşünmek
  • Kendinizi sosyal olarak güvenli bir şekilde açmaya çalışmak.
  • Benzer ilgileri olan kişilerin olduğu gruplara katılmaya çalışın.
  • Bir plan yapın.
  • Birçok insanın sizi sevmeyeceğini, sevmesinin gerekmediğini kabullenin.
  • Yalnızlık yaşayan bireyler bunu kendilerine itiraf edemiyor olabilirler. “Nasılsa yalnız ölmeyecek miyiz” diyen birçok insan aslında yalnızlıktan yakınıyor olabilir.

Psikoterapi ve yalnızlık

Biyopsikososyal model ile de danışanlarımızın ruhen, bedenen, ruhsal ve manevi olarak tam bir iyilik hali içinde olmalarını amaçlarız. Psikolojik araştırmalar ve klinik gözlemlerimiz ışığında da danışanlarımızın yalnızlık çekiyor oluşlarıyla yakından ilgileniriz.

Psikoterapi uygulamalarında sıklıkla danışanlarımızın sosyalleşmelerini umut ederek ve birçok bakımdan daha da yararlı görerek grup terapisine yönlendiririz. Fakat danışanlarımız genellikle bireysel terapiyi tercih ederler. Bunda birçok farklı çekinceleri rol oynar.

Varoluşçu filozoflar hayatın anlamı, yaşam, ölüm ve yalnızlık konularıyla yakından ilgilenmiştir. Uygulama alanı olan varoluşçu psikiyatri/psikoloji alanı da bu konuları yakından çalışmıştır.

Terapi uygulamaları bir yandan sosyalleşmeyi özendirirken diğer yandan da bireyi yalnızlığa ittiği iddia edilmektedir. Bizi bireysel ihtiyaçlarımızın farkına varmaya, sınırlar koymaya gibi alanlara yönlendirerek bunu yaptığı öne sürülmektedir. Oldukça tartışmalı olan bu konuya sadece işaret etmek istedim.

Yalnızlığa manasıv övgüler

Yalnızlaştıkça artan bir yalnızlık edebiyatı da oluştu. Bu insanların bilişsel bir çelişki yaşadığını düşünüyorum. Bu manasıv edebiyatlardan bazıları şunlar:

  • Çayın kalabalıkla arası iyidir, #kahve yalnızlık ister.
  • Kendi gamımın kaptanıyım.
  • Allah’dan başka sığınacak #dost yoktur.
  • İşi bitene kadar herkes dosttur.
  • Fotoğraflara en iyi pozu #yalnızlar verir.
  • Yalnızlık en samimi arkadaştır.

Bu gibi aforizmalar sosyal medyada tekrar tekrar üretilip slogan haline gelebiliyor.

Yalnızlıkla ilgili sizden gelen sorular

Her insan biraz yalnız değil mi? Öyle görünmeyenler bile. O yüzden yalnızlığımı problem etmeli miyim?

Yalnızlık oranları yüksek ve giderek artıyor. Ama ruh sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerini düşünürsek, çareler aramak da fayda var.

Yalnızlık neden bu kadar korkutur? Neden seven, değer veren birinin varlığı bu korkuyu aşmak için yeterli gelmez?

Dünyaya yalnız gelip, yalnız ölücez. Yalnızlık varoluşsal gerçekliğimiz.

Yalnız kalmak mı? Kalabalıkta yalnızlık mı? 

Araştırmalarda yapılan konuşmalar derin ve yüzeysel konuşmalar olarak ayrıldığında, konuşmaların büyük kısmı yüzeysel geçiyorsa (havalar nasıl vb.), insanlar yine yalnızlık duygusu yaşıyor.

Başka bir önerme de yalnızlık duygusunun tercih ettiğimiz insanlardan uzak durunca yaşanan duygu olduğu. Bana bu önerme bilimselden ziyade romantik geliyor.

Yalnız kalınca canım sıkılıyor. Ama kimseye de yakın olmak istemiyorum.

Şehir hayatında konuşma partneri seçeneklerimiz artıyor. Arttıkça da daha seçici oluyoruz. Köy yaşamını düşünün. Herkes herkesle konuşuyor. Bunun siyasi görüşü kafama uymuyor, bununla hobilerimiz farklı gibi önceliklerimiz olmuyor. Yaş farkı da daha az önemli oluyor. Sizden çok daha yaşlı bir teyzeyle oturup sohbet edebiliyorsunuz.

Seçenekler arttıkça kafamız karışıyor. Daha zor karar alıyoruz.

Sağlıklı ve sağlıksız yalnızlık arasındaki farklar nelerdir?

Sağlıklı yalnızlık bireyin kendi seçimiyle, geçici, yapıcı ve yaratıcı ürünler ortaya koyan yalnızlıklardır. İnzivaya çekilmek, tefekkür etmek, dinlenmek, yaşamı gözden geçirmek, bir şeyler okuyarak, yazarak vakit geçirme vb.

Sağlıksız yalnızlık gönüllü olmayan insanlara karşı güvensizlikten, toplumsal dışlanmadan, izole işlerde çalışmaktan (yurt dışı, bekçi, yabancı dil bilmeyen mülteci vb.). Kişi etrafındaki insanlar tarafından anlaşılmadığını hissettiğinden de yalnızlaşabilir. Örneğin; bir sanatçının etrafındaki insanlar yaptıklarını para getirmeyen boş uğraşlar olarak görüyorsa, sanatını anlayan kimseyi etrafında görmüyorsa, kendisini yalnız hissedebilir.

Ben insan sevmiyorum diyen biri yalnız mıdır? Yoksa mizacı mıdır? Yoksa fazla bencil midir?

Birçok nedeni olabilir. Oturup onlarca önerme (kişiler arası ilişkilerinde yaşadığı travmalar sonucu güvensizlik vb.) yapabiliriz. Ama o kişi kendisi ifade etmediği müddetçe yaptığımız hipotezler spekülasyondan ibarettir.

Yalnızlıktan çok yalnızlaştırmak. Kısıtlayıcı eşe nasıl davranmak gerekiyor?

Bu çift terapisi sürecinde birlikte çalışılabilecek konulardan. Dışardan öneri verebileceğim bir şey değil maalesef.

Yalnızlık korkusu nasıl aşılır, akşamları nefes darlığına sebep oluyorsa, TSSB içerisindeki kişi için.

Kişinin hayatında kaygı arttıkça, güven duygusu veren kaynakları bulmaya çalışılarak terapi sürecinde güven büyütülmeye çalışılır. Genelde negatif hedeflere ulaşmak daha zor oluyor. Nefes darlığından nasıl kurtulabilirimden ziyade, nasıl daha rahat olabilirim, nasıl daha güvende hissedebilirim vb. Bunun cevapları kişinin hayatında çok basit değişiklerle, denemelerle bulunabilir ancak. Mesela yatakta duvara sırtını verdiğinde mi daha güvende hissediyor, gözüye kapıya bakınca mı, ıyış ne kadar açık olunca, rahatlatıcı bir müzik eşliğinde mi… Böyle küçük küçük değişiklikleri deneyerek.

Merhaba benim bir oğlum var yaşlanınca tek kalacağımı hayal ederek çok korkuyorum

Yalnızlığı tolere edebilmek öğrenilebilir bir yetenek. Kişinin yalnızca da aktivitelere katılabilmeyi öğrenebilmesi, daha otonom olması terapi sürecinde çalışılabilir. Başarılı (kendini gerçekleştiren, kendini potansiyelini gerçekleştiren) insanların ortak özelliklerinden biri yalnızlığı daha fazla tolere edebiliyorlar.

Yalnız kalır mıyız? Yalnız bırakılır mıyız?

Yalnızlık duygusu görece bir duygu. Kişi yalnızlığı tolere etmeyi öğrenebilir.

Bir insanın yalnızlık duygusu hissetmesinde yalnızlaşmasına farklı sebepler rol oynayabilir.

Bazen kendimiz sosyal becerilerimiz gelişmediği için yalnız kalırız. Risk almak istemediğimiz, emek vermediğimiz için. Mesela görücü usulü evlilikler azaldıkça sosyal becerileri olmayan erkeklerin bekar kalma olasılığı arttı.

Bazen toplum bizi dışlar yaşanmışlıklarımız ya da ırkmızdan, dinimizden…

Birey insanları iyi kötü diye kafasında kategorize edip kendini korumaya alırsa altında hangi duygular yatar?

Son yıllarda artan yalnızlık oranları, yine artan güvensizlik oranlarıyla paralel. Kişi yalnızlaştıkça kendisine yöneliyor. Kafasında kurguladığı şeyler artıyor. Yani güvensizleştikçe yalnızlaşıyor. Yalnızlaştıkça güvensizleşiyoruz.

İletişimde sınırlı ilişkileri koruyabilme, çok hızlı arkadaşlıklarda ilerlememe gibi beceriler geliştikçe bunları

Yeni bir çevre nasıl edinilir?

Herkesin sağduyu ile aklına gelen taşınmak, iş, okul değişiklikleri, farklı hobiler etrafında toplanan sosyal topluluklara katılma dışında benim de parlak bir fikrim bulunmuyor bu konuda. Korkarım bunlardan ziyade Türkiye’de işler dini bir topluluğa katılma şeklinde oluyor. Bağımsız fikirleriyle ilerlemek isteyen insanın Türkiye’de yalnızlaşması biraz anlaşılabilir bir durum.

Yalnızlıktan korkan danışanla nasıl bir süreç izlenir?

Otonom olup olmaması, panik ataklarla baş etme sürecinde mi insanlara bağımlı kalınmış… Bazen de fiziksel bir hastalıklardan dolayı kanser gibi, ölümü bekleyen hastalarda artan bir yalnızlık korkusu olabiliyor.

Benim gözlemim yalnızlık korkusu olanların, yalnız girişimlerde bulunmayı güç bulmaları, hatta asla kabul edilebilir de görmemeli. Bazen önyargıları da olabiliyor. Asla yalnız tatile gidilmez gibi. Yani yalnızlığı hiç tolere edemiyorsa, hep bir ilişki içinde olmaya çalışacaktır. Bu da yanlış ilişkilere sürükleyebilir, bağımlılığı artırabilir.

Yalnızlık en güzel nasıl değerlendirilir?

Dinlenme, düşünme, başkalarının geri bildirimleri olmadan özgün sanat eserleri ortaya koyma, inziva… vb.

Yalnız kalabilme kapasitesi artırabilir mi? Buna dair neler yapılabilir?

Yalnızlığa tolere edebilme geliştirilebilir. Kendini gerçekleştirebilen insanlar otonom, yapıcı yalnızlıklar yaşayabilen insanlardır. Arkadaş konusunda daha seçici, daha az sayıda, daha derin ilişkileri olur.

Sizce insan kendisine tahammül edemediğinde mi yalnızlığı çekilmez?

Sanıyorum kastınız, yalnız kalınca düşüncelerin başa üşüşmesi, kendini fazlaca inceleme ve pişmanlık, kaygı gibi duygularla baş başa kalma. Eğer buna benzer bir durumsa insanlarla vakit geçirme bir anlamda uyuşturucu gibi olabilir. Yüzeysel ilişki yumakları arasında varoluşsal kaygılarını bastırıyor olabilir.

Kendini gerçekleştiren insan yalnızlığı tercih eder mi? Yalnızlık tercih olabilir mi?

Kendini gerçekleştiren insanların yapıcı ve kendi tercihleri olan yalnız vakit geçirmeleri daha muhtemeldir. Yaratıcı bir yapıt ortaya koymak için mesela, ya da inziva, tevekkül…

Kendini gerçekleştiren insanlar daha derin daha iz kişiyle dostlukları olur.

İçsel anlamda yalnızlık nasıl telafi edilir?

Kişi eğer otonomsa. Tabiri caizse her yaptığına yancı aramıyorsa…

Yine de yalnızsa, terapide bunu telefi etmesine çalışmayız. İnsan sosyal bir varlık ve ne yapıp edip olumlu şekilde sosyalleşmesi için uğraş verilir. “Benim insanlara güvenim kalmadı, yalnız kalıcam ve yanızlıkla baş edicem” gibi düşünceler desteklenmez.

Yalnızlık, bireysellik ve sosyal yaşamın dengesini nasıl kurabiliriz?

Altın oranı yok bunun. Herkes kendisi için uygun oranı deneye, yanıla buluyor.

Bireysel farkındalık önemli bu durumda. İnsanın kendi ihtiyaçlarının, isteklerinin, kaynaklarının farkında olması.

Dozu var mı?

Yalnızlık ölçekleri var. Yalnızlık düzeyi ölçülebiliyor.

Neden bu kadar yalnızlıktan korkarken ailemizin sevdiklerimizin varlığının desteğinin bu korkuyu aşmamıza yardımcı olmak yerine üstüne kaybetme korkusu da eklenir?

Bu daha çok sanırım ölüm korkusu. Kişinin kendi ölümünü sorgulamasıyla başlayabilecek bir süreç.

Kendiniz genç yaşta iseniz ve ebeveynleriniz yaş olarak ileriyse bu da normal.

Yalnızlığı övenler, ne gerek var başkalarına diyenler…

Bazen kişi incinmişliğini kabul etmek istemeyebilir. Yaşanılan travmalar sonrası kendini koruma da olabilir.

Bağlanma güçlüğü de söz konusu olabilir.


Yalnızlık konusunda psikolojik araştırmalardan öğrendiklerimizi özetlemeye çalıştım bu yazıda.

Yalnızlık – Bu yazıda kullanılan kaynaklar

Manfred Spitzer: Einsamkeit. Die unerkannte Krankheit [Yalnızlık: Tanınmayan Hastalık]. Droemer, München 2018,

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.