dinleme kabiliyetleri esim beni dinlemiyor

Dinlemek iletişim kabiliyetlerinin belki de en önemlisi. Neden kabiliyet diyorum? Çünkü kabiliyetler öğrenilebilir, geliştirilebilir.

İlişki terapisinde en sık yapılan şikayetlerden biri “eşim beni dinlemiyor.” Her ne kadar giderek insanların anlaşılmaktan ziyade, beğenilme isteklerinin arttığını gözlemlesem de, hala birçoğumuz için anlaşılmak çok önemli.

Dinleme kabiliyeti elbette terapistler için de önemli bir kabiliyet. Terapistler dinlerken farklı kulaklarla dinliyor: Muhtemel travmalar, danışanın duyguları, düşünceleri, psikoterapiden beklentileri, hedefleri…

Bu yazıda üzerinde durmak istediğim konu ise daha çok günlük ilişkilerde insanları düzgün bir şekilde dinlememizi engelleyen, önümüze sıklıkla çıkan 10 engel. Bunları nasıl fark edebilir ve üstesinden gelebiliriz?

1. Kendi söyleyeceklerimizi düşünmek

Okul sıralarından kazandığımız bir alışkanlık belki de. Kendimize sıra gelince nasıl soruyu çözeceğimizi düşünmekten, diğer öğrencilerin çalışmalarını göz ardı ederiz. Bu bazen öğretmenler tarafından da pekiştirilir. Sırası gelen öğrencinin çok hızlı bir şekilde davranması beklenebilir. Düşünmek için vakit verilmeyebilir.

İleri yaşlarda bana soru sorulduğunda, “ya saçmalarsam,” “ya insanlar benim salak olduğumu düşünürse” gibi endişeler konuşmayı performansa dönüştürebilir. Kendimize odaklanmaktan karşımızdakini dinleyemeyiz.

Bir şey rica edebilir miyim?

Bir şey konuşabilir miyiz?

Bir dakika bakar mısın?

Bu sözcükleri duymak bile bazen kaygı düzeyimizin yükselmesi için yeterli olur. Daha  bizden bir şey rica edilmeye başladığında nasıl itiraz edebileceğimizi düşünmeye başlayabiliriz.

Bazen bu santraç oyunu gibi tüm bir konuşma akışını kafada düşünmek şeklinde de olabilir. Böyle dersem, böyle cevap verir, ben de böyle cevap veririm.

2. Filtreleme / Seçici dinleme

Yalnızca bazı noktalara odaklanarak dinlemektir. Örneğin, kızma, üzülme gibi tepkilerini test edebiliriz karşımızdaki kişinin. Bir gencin ebeveynlerinden bir şey istemeden önce onların ruh halini ölçmeye çalıştığını düşünün. Odaklandığı şey keyifliler mi? Acaba bu konuyu açmak için doğru zaman mı olabilir. Bu durumda söylediklerinin içeriğinden ziyade ebeveynlerinin duygu durumuna odaklanabilir. Söylediklerinin çoğunu algılamayabilir.

Kendi söyleyeceklerimizi düşünmekle alakalı olabilir. Kendi sıramız geldiğinde kullanabileceğimiz bir argüman yakalamaya çalışmakdan karşımızdaki kişiye tümüyle odaklanamayız.

Yalnızca duymaya hazır olduklarımızı duyuyor olabiliriz. Örneğin; tutkulu aşk yaşanan tahminen ilk iki yıl süren ilişkide karşımızdakinin bize uygun olmadığını gösteren özelliklerini pek duymayız.

Kendimiz hakkında söylenen eleştirileri de filtreliyor olabiliriz. Partnerinimizin yakınmalarını duymamak gibi. Sıklıla evlilik terapisi sürecinde bir eş “bıktım artık” derken, diğeri “hiç bu konuda bir şey dediğini hatırlamıyorum” diyebiliyor.

3. Niyet okuma 

Bazılarımız hafiye gibi, karşımızdakinin söylediklerini anlamaya çalışmak yerine mimiklerinden, duruşundan, konuşmasının tonundan konuşmanın altında yattığına inandıkları anlamlar çıkarmaya çalışır.

– Kıyafetim olmuş m?

* İkisi de aynı görünüyor?

– Sana zaten bir şey yakışmaz mı diyorsun?

4. Yargılama

Yeni bilgiler de edinsek, eski kalıplarımıza soktuğumuzda yeni bir şey öğrenmemiş oluruz.,

Birisi hakkında olumsuz yargılarımız varsa, bu yargılara örnek bulmak için dinleyebiliriz. Farklı kalıplara (yalancı, palavracı, narsist…) sokmuş olabiliriz kişiyi. Değişik etiketler yapıştırmış olabiliriz. Bu pencerelerden baktığımızda da ne bize söylenenleri duyamayız.  “Gene başladı palavra sıkmaya…”

5. Hayal kurma

Herkesin dikkati dağılabilir. Hele de multitasking yaşamaya alışmış bireyler. Başkasını dinlerken aklımıza başka şeyler gelebilir. Hoşlanmadığınız konular da olabilir. Cep telefonları ve sosyal medya ile giderek azalan dikkat süremizi göz önüne alırsak bu anlaşılabilir.

Bazen de başkalarını dinlerken geçirdiğimiz vakti kaybedilmiş vakit olarak görebiliriz. O sırada birşeylerle meşgul olmayı tercih ederiz.

Ama bunlar çok sık oluyorsa, konuşma partnerimizden soğuduğumuz, kontakt kurmaktan ya da bu konuyla yüzleşmekten çekindiğimizi de gösteriyor olabilir.

6. Nasihat verme

Karşımızdaki daha sözünü bitirmeden hemen akıl vermeye çalışmaktır. Örneğin, eve gelen eş işinde yaşadığı güçlüklerden bahsetmeye başlar başlamaz, üniversiteye geri dönmesi gerektiği ve akademik kariyer araması gerektiğini tavsiye etmek gibi. Eşin istediği yalnızca işte yaşadığı zorluklarla ilgili sempatidir. Duygusal çöpünü dökerek rahatlamaktır oysaki.

Bu duruma sanıyorum kadınlar daha fazla maruz kalıyorlar. Erkekler kendilerince olayı çözmeye gayret ediyorlar. Konu sonrasında “bir şey yapmak istemiyorsan bu konuda neden konuşuyorsun?” “Ya çözmek için bir şey yap, ya da bana dert yanma” diyerek kızabilirler.

Nasit verme alışkanlığının bir nedeni de vakit kaybetmek istememiz, zamandan tasarruf etmeye çalışmamız. Bunu sıklıkla öğrenci eğitim ilişkilerinde gözlemliyorum. Öğrenciler henüz sormak istedikleri soruları belirli başlıklarda kısaca toparlayamadıkları için sözlerini bitirmeden ne yapmaları gerektiğini söyleyebiliyor eğitmenleri.

7. Tartışma

Bazen konuşma dili yalnızca tartışmaya dönüşür. Kişiler taraf alır. Sürekli kendini savunma, ithamda bulunma ve tartışmadır iletişim. Konu ne olursa olsun dinamik budur. Bireyin dinleme kabiliyeti henüz çok az gelişmemiş de olabilir. Ya da ilişki böyle bir boyuta gelmiş olabilir.

8. Haklı olmalıyım

Haksız olabileceğimizi kabul etmekde güçlük çektiğimiz için meydana gelir. Bu nedenle yalan söyleme, bahane bulma, yapılan eleştiriyi geriye püskürtme cihetine gireriz.

* Çocuğu kursa kaydettin mi?

– Kayıdı uzatacaklarmış.

Mesela eşlerden biri kayıt yaptırıp yaptırmadığını söyler diğeri de kayıdı uzatacaklarmış zaten diye cevap verir.

9. Topu taca atmak

Konu çok kişiselleşmeye başlayınca şakaya vurma ya da hafife alarak başka bir konuya geçmektir. Sigarayı bırakmanız gerektiği söylenince… bu kadar stresle başka türlü baş edilmez deyip savuşturmak gibi.

10. Yatıştırmak

Tansiyon yükselmesin diye çok çabuk ve fazlaca ötesini berisini düşünmeden karşı tarafa katılmaktır. Tam olarak karşıdakinin isteklerini anlamadığımız için yanlış da yapabiliriz.

Karşımızdakinin müziğimizin sesinden şikayetçi olduğunu düşünün. Ev arkadaşımız “müzik” der demez, “afedersin hemen kısıyorum” diyebiliriz. Oysa ki arkadaşımız bizden kulaklık takmanızı istiyor olabilir. Ya da müziği değiştirmenizi.


Yukarıda sıraladığım engellerin birçoğunu siz de fark etmişsinizdir başkalarında. Kendimizde fark etmemiz korkarım daha güç olabiliyor. Geçmişe dönük olarak içgörü kazanmış olabiliriz. Önemli olan sanıyorum yaşarken fark edebilmek ve davranışımızı değiştirebilmek.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.