Bazen danışanlar nereye gİtmek istediklerini bilmezler. Ama gitmek istediklerinden emindirler.

Vaka örneği 1

Orta yaşlarda kadın danışanım. Hayatında ilk defa psikoterapiye başvuruyor. Kaygılı. Uzun yıllardır panik ataklar geçirdiğini söylüyor. Gece hemen hemen hiç uyumamış. Yaşadığı sıkıntılardan sonra tükendiğini dile getiriyor.

Zorlukla yürüyor. Gözyaşları içerisinde dertlerini peşi sıra dile getiriyor. Küçük yaşta babası vurularak öldürülmüş. Bununla ilgili hatırladığı görüntüler bulunuyor. Kocasının şiddetine maruz kalmış. Şimdi de eşi ölümle tehdit ediyor. Sosyal kaynaklarını sorduğunda, insanların onu kullandığından yakınıyor. Hayır diyemediğini dile getiriyor. Boşanıp boşanmama konusunda kararsız. Yaşadıkları için öfke dolu…

Danışana panik ataklarının hangi zamanlarda meydana geldiğini soruyorum istisna soruları ile. Gün içerisinde çok sakin bir şekilde vakit geçirirken bile bir anda ortaya çıktıklarını söylüyor.

Panik atakların ilk başladığı zamanı soruyorum. Yaklaşık dört yıl gibi bir süre geçtiğini söylüyor. “Dört yıl önce ne olmuştu?” Danışan kendisini kontrol ve manipüle eden kocasını yaşadığını fiziksel şiddetten sonra bir kere terk etmiş. Daha sonrasında biraraya gelmişler. Danışanın affetmek ve uzlaşmak arasındaki farkı ayırt etmesine yardımcı olmaya çalışıyorum. İleri de affetmek ve uzlaşıp uzlaşmama konularını ayrı ayrı gözden geçirebileceğimizi dile getiriyorum.

Danışanım yaşamının kontrolünü başkalarının elinden alamamış olmaktan yakınıyor. Hayatının daha etken bir başröl oyuncusu olabilmesi de yine psikoterapi hedeflerinden biri olabilir.

Bir anda kucağıma atılmış birçok dertle kalıyorum. Danışana hedeflerini soruyorum direkt bir şekilde. Gerçekçi olmayan hedeflerle karşılaşıyorum.

Psikoterapist: Psikoterapide nelerin değişmesini umut ediyorsunuz.

Danışan: Tüm yaşadığım kötülükleri unutmak istiyorum. Eşim düzelsin istiyorum… Daha anlayışlı bir koca olmasını istiyorum. Ev işlerinde bana yardım etsin. Çocuklarla ilgilensin.

Peki böylesi danışanlarla nasıl amaç belirlenir? Nereden başlanır? Dertlerden oluşan bu açık büfede her konuya biraz biraz mı değinilmeli? Önce en kötüsü ile başlamaya karar veriyorum.

Danışan terapiye hedefi olmadan gelmiş olabilir. Ama terapistin amaçlara ihtiyacı var. Yoksa anlamlı bir şekilde çalışıp çalışmadığını nereden bilebilir.

Önce en kötüsü

Peki ya nereden başlamalıyım? Hemen panik atakları ile nasıl baş edebilir, azalmaları için neler yapılmalı konusuna mı el atılmalı? Yoksa önce kendine olan güvenini artırarak, daha fazla hayır demeyi mi öğrenmeli? En kolay problemlerinden başlayarak, terapiye olan güvenini kazanarak sağlam bir psikoterapi ilişkisi mi bina edilmeli? Maalesef psikoterapi araştırmaları birçok danışanın psikoterapi sürecini erken bıraktığını ortaya koyuyor. Her seansı bu nedenle muhtemel son seans olarak görüyorum.

Psikodinamik yaklaşım bize eğer problemin altında yatan sebepleri çözmezsek kalıcı sonuçların alınamayacağını söylüyor. Bilişsel davranışçı terapi ise bulguların üzerine gidilmesinden yana. Hümanist yaklaşım danışanın terapi sürecinde sorunlarının üstesinden gelebilecek potansiyelinin olduğunun farkına varabileceği bir ortam ve terapi ilişkisinin yaratılması gerektiğini söylüyor. Sistemik aile terapisti olarak benim bu tarz öngörülerim bulunmuyor. Danışanın istekleri ön planda benim için.

Bir yandan da yapılan bilimsel araştırmaların uyku bozukluklarının nasıl da depresyonu, kaygıyı artırdığını hatırlıyorum. Yakın zamanda yalnızlık ve sosyal destek üzerine okuduklarım taze bilgiler olarak aklımda duruyor. Psikiyatride yatılı hastalarımızdan olan tecrübeyle düzenli bir gün geçirmenin (uyku, yeme, kişisel bakım…) önemine derinden inanmış haldeyim. Daha önceki benzer hastalarım gözümün önünden geçiyor. Onlarda işe yarayan ya da yaramayan müdahaleleri hatırlıyorum.

Danışanlar kendi hayatlarının uzmanlarıdırlar. Biz sadece meselelerini gözden geçirebilecekleri, potansiyellerinin farkına varabilecekleri, kaynaklar elde edebilecekleri bir ortamı yaratmanın uzmanıyız.

Bir an önce danışanı akut yakınmalarından kurtarmak gerektiğini düşünüyorum. Bana gelmesinin nedeni panik atakları. İlk seansı danışanın evine döndüğünde hemen uygulayabileceği şeylere yoğunlaştırmak istiyorum. Ama önce danışana soruyorum.

Danışana soruyorum.

Birçok kereler danışanlarıma açık bir şekilde soruyorum.

  • Bugün sizi en çok rahatsız eden şey nedir?
  • Nereden başlamak istersiniz? Görüyorum ki kafanızı kurcalayan birkaç şey var?
  • Bugün buradan sadece bir şey elde ederek gidebilecek olsanız bu ne olurdu?
  • Bugün buradan ayrıldığınızda ne olmuş olsa, geldiğime değdi derdiniz? [Döngüsel sorular]
  • Görüyorum ki yanınızda koca bir çuval dert getirmişsiniz. Bunlarla birlikte yürümeniz elbette güç olacaktır. Biz şimdi o çuvaldan bir şey çıkarıp inceleyeceğiniz. Umuyorum giderek yükünüz azalacaktır… İlk olarak neyi çıkarıp incelememizi istersiniz?

İlginizi çekebilir: İlk psikoterapi seansında danışanlarınıza sorabileceğiniz sorular

Danışan ilişki probleminden önce panik ataklarından kurtulmak istediğini belirtiyor. Önce panik atağına bir set çekebilmek hedefimiz. Şimdilik aciliyet bekleyen sorunu bu.

Panik atakları rahatlayınca iyi bir uyku uyuyabilir, gücünü toplamaya başlayabilir, yaşam kalitesi düzelmeye başlayabilir. O zaman çevresindeki olayları daha farklı görebileceğini de belirtiyorum. Buradan elde ettiği kendine güveni ileride etrafında onun üzerinde güç uygulayan kişilere de taşıyabileceğini ima ediyorum.

Birçok danışan özellikle depresif olanlar nereden başlayacağını bilemez. Organize olabilmek için yardımımıza ihtiyaç duyarlar.

Çözüm odaklı sorular soruyorum. İstisna soruları. Hangi durumlarda daha az görülüyor panik ataklar? Kaynakları neler? Şimdiye kadar neler yardımcı oldu? Neler denedi? Panik ataklar karşısında o kadar da çaresiz mi? Mesela daha da kötüleştirmek istese neler yapmalı?

Panik atağa bir ad vermek istese bu ne olur? Hastalık tanımları yerine danışanın kendi metaforlarını bulmak ve bunlarla çalışmak çok daha kolay oluyor. Ataklarını gelip giden dalgalara benzetiyor. Dalgalarla boğuşmak mı akıllıca olur, yoksa gelip gitmelerine izin vermek mi?

Elbette panik atakların nereden gelmiş olabileceği ile ilgili birçok hipotez beliriyor kafamda. Sistemik aile terapisinde danışanlarımız hakkında hipotezler geliştiririz, onları analiz etmeyiz. Bilim insanlarının yaptığı gibi hipotezlerimize sıkı sıkıya bağlanmayız. Farklı hipotezler geliştiririz devamlı. Terapi boyunca devam eden bir süreçtir bu.


Dikkat edilmesi gereken hususlar

1) Psikoterapi sürecinde hedefleri belirlemek şart mı?

Akut psikiyatri. Öncelikle amaç belirlemenin her zaman mümkün olmayacağının da bilincinde olmalıyız. Özellikle akut psikiyatride, nerede olduğunun farkında olmayan bir danışanla hedef belirlemeye çalışmak manasızdır. Akut psikiyatrinin genel amacı bellidir. Danışanın stabil hale gelmesine yardımcı olmak, kendisine zarar vermesine mani olmak…

İlk seansa dolu olarak gelen danışan. Gerçekten duygusal çöpünü döküp gitme ihtiyacında olabiliyor. Danışanın duygudurumu amaçlarını sağlıklı bir şekilde konuşmaya müsade ediyorsa, dertlerindeki öncelikleri belirlemeye genellikle ilk seansta başlanır. Mümkün olmuyorsa küçük bir sonraki seansa kadar gerçekleştirilebilecek bir hedef belirlenebilir. Daha iyi bir uyku için kahveyi azaltmak gibi.

2) Psikoterapi hedefleri pozitif olmalı

Pozitif olan bir hedefe giden adımlar oluşturarak ilerleyebilmek daha kolay olacaktır. Danışanların hedefleri ise genellikle negatif oluyor.

⇒ Negatif hedefler

  • Panik ataklarım son bulsun.
  • Sınıfta kalmayayım.
  • Karım boşanmaktan vazgeçsin.

Bunların yerine pozitif hedefler oluşturabilmek önemli. Hayat boşluk kabul etmez.

Psikoterapi: Ataklarınız son bulsun, bunun yerine ne olsun? Daha cesur bir insan mı olmayı arzu ediyorsunuz? Yoksa daha huzurlu? Daha geniş yürekli, hiçbir şeyi kafasına takmayan biri mi? 

3) Kim değişmeli?

Özellikle aile terapisinde sıkıntılı bir durum psikoterapi hedeflerinin sadece bir kişinin üzerine yoğunlaşması. Örneğin; çocuklardan birinin daha az agresif olması. Amaç bunun yerine ailede daha huzurlu iletişim kurabilmek olabilir.

Çok sık rastlanılan durumlardan biri de evlilik terapisinde eşlerin farklı hipotezlerinin ve buna bağlı olarak psikoterapi hedeflerinin olması.

Vaka örneği 2

İlk seansta terapist olarak eşleri teker teker dinliyorum. Koca yaşamış olduğu panik atakların en büyük problem olduğunu düşünüyor. Terapide amacı panik ataktan kurtulmak. Eşi yaşamış olduğu aldatılma ve buna bağlı ilişki problemlerini konuşmak istiyor. Kocası ise bu konuları açmanın panik atağını artırdığında ısrarcı.

Böylesi durumlarda yaşanan psikosomatik şikayetler ilişki üzerinde büyük bir yönlendirici güce sahip oluyor. Hatta şantaj gibi de kullanılabiliyor.

4) Psikoterapi hedefleri sadece ilk seansın konusu değildir.

Kimi zaman terapide ilk seansta hedeflere yeterince önem veriliyor. Fakat süreç içerisinde unutuluyor.

Hargens (2005) her yedi soruda bir terapistin şu soruyu sormasını tavsiye etmiştir kendisine. “Bu şekilde konuşmaya devam edersek danışan psikoterapi hedeflerine yaklaşır mı?”

Seans başlarında şu şekilde sorabilirsiniz;

Psikoterapist: Geçen hafta şunları konuşmuştuk. Bu konu sizin için hala aktüel mi?

Birkaç seansta bir hatırlatma yapabilirsiniz;

Psikoterapist: Terapiye ilk başladığınızda …’lardan yakınmıştınız. …. olmayı umut ediyordunuz. Zamanla sizde şöylesi… değişiklikler gördüm. Merak ediyorum siz nasıl görüyorsunuz?

5) Danışan ve terapist aynı sayfada olmadığında

Psikoterapi sürecinde terapi amaçlarıyla ilgili çatışmalar ve ikircikli arzular bir açıklığa kavuşturulmadan yol almak zorluklar çıkarabilir. Terapide danışanın ve uzmanın farklı noktalarda bulunması, sıklıkla yaşanan psikoterapiyi erken bırakmanın da önemli bir nedeni.

Bunu özellikle daha direktif metodlar uygulayan terapitlerde rastlıyorum. Kendi gözlemlediğim bir terapi şöyle bir uyumsuzluk içerisindeydi.

Vaka örneği 3

Erkek danışan eşinin kendisiyle cinsellik yaşamadığını, bunu düzeltmek istediğini söyleyerek terapiye başvuruyor. Çift terapisine eşi sıcak bakmadığı için yalnız başına terapiye gelmiş.

Danışanın amacı gözlemci olan bana göre oldukça açık. Bir yerlerde yanlış mı yapıyor, bunu bilmek istiyor. İşine yarayabilecek, deneyebileceği fikirler arıyor. Kadın olan terapistin buna daha vakıf olabileceğini düşünüyor. “Neden eşim benimle birlikte olmak istemiyor” sorusunu kafasını meşgul ediyor. Cevaplar arıyor.

Terapist ise tüm cinsel problemlerin temelinde kişinin kendi vücudunu ve arzularını tanımaması yattığına inanıyor. Cinsel terapi eğitiminde aldığı bilgi bu. Ona göre tüm cinsel terapiler öncelikle bireysel farkındalıkla başlamalı. Danışana çocukluğundaki ilk cinsel arzularını fark ettiği zamanları sorarak başlıyor.

Danışan “acaba benim ne sorunum var” diye düşündüğünden bu soruları garipsemeden cevaplandırıyor. Bunların sonunda terapistten bir geri bildirim bekliyor. Acaba karıma yanlış mı yaklaşıyorum, çocukluktaki negatif deneyimlerimden dolayı. Terapist danışanın günümüzle ilgili sorularını geçiştiriyor. Çünkü terapist için öncelikle danışanın farkındalığı artırılmalı.

Terapist danışana ilk deneyimleri ve masturbasyon alışkanlıkları gibi sorular yöneltmeye devam ediyor. Bir süre sonra danışan kendisini anlaşılmamış hissediyor. “Ben neden bahsediyorum. Terapist ise bana ne soruyor” diye düşünüyor. Bir kaç seans sabrettikten sonra terapiyi sonlandırıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.