Uzun yıllardır yapılmakta olan psikoterapi araştırmaları psikoterapinin etkinliğini kanıtlıyor. Faydalı sonuçlar alınabilmesi için dozajın önemli olduğuna vurgu yapıyor. Fakat terapist ya da danışandan kaynaklanabilecek olan faktörler nedeniyle danışanlar terapiyi erken sonlandırabiliyorlar. En etkin ve deneyimli uzmanlar bile sıklıkla bu durumla karşılaşabiliyor.

Bazen danışanınızla çok iyi birkaç seans geçirdiğinizi düşünürsünüz. Hatta danışanınız bir sonraki seansı sabırsızlıkla beklendiğini söyler. Fakat randevusuna hiçbir şey söylemeden gelmez.

Bazen danışanların gelmeme nedenlerini tahmin edebiliriz. Kimi zaman ise tamamiyle şaşkınlık içinde kalırız.

Psikoterapi sürecini erken bırakma: Dropout / attrition/ early termination/premature termination)

Psikoterapi sürecini erken sonlandırma nedir?

Terapiyi erken bırakmanın ne olduğu konusunda ortak bir tanım bulunmuyor. Araştırmalarda farklı ölçütler kullanılmış. Göz atalım;

  • Bir sonraki terapi seansına katılmamak. Randevuya gelmemek.
  • Belirli bir seans sayısı baştan öngörülmüşse, bu sayıyı tamamlamamak.
  • Terapistin sübjektif olarak danışanının erken ayrıldığını düşünmesi.
  • Objektif testlerle bulguların ölçülmesi (ön test, son test)

!!! Objektif metodlarla danışanın gelişimini ölçen çalışmalara göre terapi sürecinden erken ayrılma terapistlerin subjektif değerlendirmelerine dayanan araştırmalardan daha az yaşanıyor.

Ne kadar sıklıkla danışanlar terapiyi erken bırakıyor?

Araştırmalar farklı sonuçlar ortaya koyuyor. Tanım farklılıklarının yanı sıra her araştırmanın terapiden erken ayrılan katılımcılarının sayısını vermiyor oluşu (özellikle erken dönem araştırmalarda) ölçümü zorlaştırıyor.

Terapiyi erken bırakma oranlarının oldukça yüksek olduğu görülüyor. Kimi çalışmalarda bu oran %50’nin üzerinde çıkıyor (Lampropoulos, 2010). Wierzbicki ve Pekarik (1993) yaptıkları meta analizde %47 olarak buldular. (Bu çalışma metodolojik olarak sorgulanmıştır.)

Swift ve Greenberg’in (2015) yakın bir tarihte yaptıkları meta analize göre ise terapi sürecini erken bırakma oranının 1/5 oranında olduğunu görülüyor. Diğer çalışmalardan oldukça düşük çıkmasını giderek kalitesi artan terapi hizmetlerine bağlıyorlar.

Özellikle psikodinamik yaklaşım uzun sürmesi nedeniyle eleştirilir. Oysaki ortalama terapi seansının kaç olduğunu tespit etmek üzere yapılan çalışmalar 4 ila 8 seans arasında sonuçları öngörüyorlar. Bu sonuçlar şunu gösteriyor. Gerçekte hiçbir terapi yöntemi uzun sürmüyor.

Barrett ve arkadaşlarının (2008) yaptığı çalışmaya göre danışanların yaklaşık %50’si ilk üç seansta terapiyi sonlandırıyorlar. Aynı çalışmaya göre danışanların %32’si ilk seanstan sonra terapiyi sonlandırıyor.

Bu verileri göz önünde bulundurarak her seansınızın muhtemel son seans olarak görmenizde fayda var.

Psikoterapiyi erken bırakan danışanlar kısa sürede fayda görmüş olamazlar mı?

Elbette tek bir seansta çok büyük kazanımlar elde eden danışanlar olabiliyor. Örneğin; Bruno Walter (1876-1962). Viyana’lı bestekar. 1906 yılında yaşadığı paralyzing neuralgia sebebiyle Sigmund Freud’tan tek seanslık terapi almıştır. Biyografisinde uzun uzadıya bu seansın hayatında yarattığı kalıcı olumlu etkilerini anlatır. Ama birçok danışan için geçerli değil bu durum.

Terapiyi erken bırakan danışanlarla, devam eden danışanların kıyaslandığı deneysel (RCT) çalışmalarda oldukça farklı sonuçlar görülüyor. Cahill ve arkadaşları (2003) bilişsel davranışçı terapi uygulanan deneysel çalışmada Beck Depresyon Ölçeğiyle etkinliklerini kıyasladı. Terapiyi erken sonlandıran danışanların %13’ünün devam edenlerin ise %71’inin olumlu bir düzelme yaşadığını gördü. Yapılan farklı çalışmalar benzer sonuçları ortaya koyuyorlar.

Terapistler üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

  • Randevusuna gelmeyen danışanlar terapistin vaktinin boşa harcanmasına sebep oluyorlar.
  • Uzmanın iş motivasyonu ve morali düşebiliyor.
  • Terapistlerin bu durumlarda sıklıkla hissettikleri duygular şunlardır. Üzüntü, hayal kırıklığı, pişmanlık, şaşkınlık, kafa karışıklığı, başarısızlık, reddedilmişlik utanç…

Farber (1983) terapistlere işlerinde en fazla stres yaratan sebepleri sordu. Danışanların davranışları arasında en fazla stres yaratan durumlar şöyle sıralanıyor; 1) Danışanın intihar düşünceleri; 2) Danışanın agresif tutumları; 3) Danışanın terapiyi erken sonlandırması; 4)…

Hangi danışanların terapiyi erken bırakmaya yatkın olduğu konusunda yapılan kısıtlı sayıdaki çalışmalar farklı ve kimi zaman çelişkili bulgular ortaya koyuyor.

Terapistlerin “danışanım terapiyi erken bıraktı”  algıları doğru olmayabilir. 

2009 yılında 135 hasta ve terapistleriyle bir araştırma yapıldı (Swift vd.). Terapistler hastalarından hangilerinin terapiyi erken bıraktığını (n=100), hangilerinin tamamlamış olarak sonlandırdığını (n=35) belirttiler. Hastalara ise ilk ve son testler uygulandı. Uygulanan testlere göre 104 hasta ilerleme kaydetmişti. Terapistlerin terapiyi başarıyla sonlandırdığını düşündüğü 26 hastanın hiç ilerleme kaydetmemiş olduklarını ya da daha kötüye gitmiş oldukları görüldü. Terapistlerin terapiyi erken sonlandırdığını iddia ettiği 22 hasta ise ilerleme kaydetmiş, hastalık tanısını üzerlerinden atmışlardı.

Hangi danışanların terapi sürecini erken bırakma ihtimalleri daha yüksek?

  • Gençlerin ve eğitim düzeyi düşük olan danışanların terapiyi erken sonlandırma ihtimallerinin daha yüksek olduğu görülmüştür (Swift ve Greenberg, 2015).
  • Terapi öğrencilerinin çalıştığı Üniversite kliniklerinde en fazla yaşanıyor terapiyi erken bırakmalar. Terapistin yaşından ziyade tecrübesi etkili oluyor erken sonlandırmalarda.
  • Psikolojik farkındalıkları düşük danışanlar.
  • Danışanın beklentileri. Terapinin ne olduğunu tam olarak kavramamış, yanlış ya da yüksek beklentileri olan danışanlar. Danışanın terapiden beklentilerinin aşırı iyimser ya da kötümser olması negatif etki yaratacaktır.
  • Uzun süre bekleme listesinde kalmış danışanlar. Muhtemelen akut şikayetleri zamanla azaldığı için. Ya da beklemenin yaratmış olduğu motivasyon düşüklüğü. (Bu sonuç kimi çalışmalarda desteklenmemiştir.)
  • Etnik azınlıklarda. Avusturya’da göçmen danışanlarımızın terapiyi sonlandırma ihtimalleri (Türkiye’den gurbetçiler dahil) daha fazla oluyor. Bunda terapiye yatkınlığın daha az olması kadar eğitim, sosyo-ekonomik düzey ve terapi almanın çevreden tepki alması gibi faktörler etkili oluyor.
  • Swift ve Greenberg (2015) yaptıkları meta analizde yeme bozuklukları ve kişilik bozukları olan hastaların terapiyi sonlandırmaya depresyon, kaygı bozukluğu ve psikotik tanılar konulmuş hastalardan daha meyilli olduğunu göstermiştir.
  • Toplam terapi seansını önceden belirlemek danışanların terapiyi erken sonlandırma ihtimalini düşürüyor. Viyana’da bazı kurumlar ücretsiz ya da düşük ücretlerle terapi hizmeti sunuyorlar. Gelirleri kısıtlı olduğu için en fazla 10 seans alabilirsin gibi bir limit koyuyorlar. Bu durumda birçok danışan 10 seansı tamamlıyor. Aynı ücretlerle terapi hizmeti sunan Üniversitemiz ise bir sınır koymuyor. Bu durumda daha fazla erken sonlandırma yaşıyoruz. Sınırlı olan daha kıymetli oluyor sanırım.
  • Terapiste olan güven düşükse. Danışanın terapistin yeterliliğine olan güveni erken terapiyi sonlandırma üzerinde etkili olabiliyor. Danışanlarımı ya da bana ulaşan hastaları farklı nedenlerle başka terapistlere yönlendirdiğimde mutlaka terapisti övüyorum. Başarılı bir meslektaşım olduğunu söylüyorum. Yönlendirmeyi yapan psikiyatrin ya da hasta yakınlarının tutumu önemli oluyor. Bu nedenle tanınmış terapistler üstünlük sahibi olabiliyorlar.
  • Terapiste kendilerini yakın hissetmeleri. Terapist ile benzer yaşantıya sahip olmak.

Psikoterapi sürecini erken bırakmada etkili olmayan faktörler

Wierzbicki ve Pekarik (1993) yaptıkları meta analizde birçok faktörün etkili olmadığını öne sürmüştür erken terapi sonlandırmada. Bunlar; uygulanan terapi yöntemi, danışanın daha önce terapi görmüş olması, madde bağımlılığı, danışana konulmuş olan tanı, terapiye başlamak için geçirilmiş olan bekleme süresi, terapistin yaşı, terapistin sahip olduğu akademik ünvan, terapistin medeni hali…

Uzmanın uyguladığı terapi yaklaşımı danışanın tedaviyi erken bırakmasına ortalama olarak etki etmiyor. Fakat dikkat edilmesi gereken şöyle bir durum gözlenmiştir. Farklı terapi yaklaşımları değişik danışan gruplarının terapiyi erken bırakmalarında sonlandırmayı etkilediğini ortaya koymuştur (Swift ve Greenberg, 2015). Örneğin; travma geçiren danışanlarda bilişsel davranışçı terapinin daha yüksek oranda erken sonlandırmaya sebep olduğu görülmüştür. Bunda maruz kalma gibi davranışçı terapi tekniklerinin travma geçirmiş danışanları rahatsız etmiş olabileceği düşünülüyor.

Terapiyi erken bırakma nedenleri

Terapiyi erken bırakmanın muhtemel nedeni zahmetin getirilerinden fazla olmasıdır. Terapinin zahmetleri; ücret, problemler hakkında konuşmanın güçlüğü, aile bireylerinin onaylamaması… Terapinin getirileri; terapistin anlayışı, danışanının beklentilerinin yerine gelmesi, danışanın bulgularının azalması, aile bireylerinin memnuniyeti…

Bu açıdan bakıldığında terapiye yoğun ihtiyaç duyulan akut dönemi geçirdikten sonra danışanların terapi doyumunun azalabileceğini iddia edebiliriz.

Terapiden yeterince fayda görülmediği inancı

Terapiden erken ayrılan 12 danışanla yapılan nitel çalışmada katılımcıların tamamı terapiden fayda görmediklerini ifade ettiler (Knox vd., 2011). Özellikle ilişkide yaşanan pürüzleri terapistin iyi bir şekilde düzeltememesinin (repairing ruptures) faktörler arasında sıraladılar. Benzer geri bildirimler nicel çalışmalarda da görüldü (Björk vd., 2009).

Danışanın terapiden kısa sürede fayda gördüğü inancı

Terapi süreci farklı aşamalardan geçebiliyor. İlk seanslarda terapiye yeni başlayan danışanın umut düzeyinde artış görülebiliyor. Bu terapide adeta balayı dönemidir. Bazen danışanlar bunu iyileşme olarak algılayıp terapiyi bırakabiliyor. Oysaki bir güçlükle karşılaştıklarında kendilerini yeniden olumsuz duyguların içinde bulabiliyorlar.

İlişkilerini sürdürmekte güçlük çeken danışanlar

Terapi ilişkisini sürdürememe danışanın genel bir ilişki probleminin yansıması olabilir.

Örneğin; danışanın sevgilisi onu terk etmiştir. Bu sebeple terapiye başvurur. Sevgilisi geri döner bu aşamada. Danışan hiç haber vermeden bir sonraki seansa gelmez. Aradan bir süre geçtikten sonra tekrar sevgilisiyle kavga eder ve ansızın sizi arayıp çok acil randevu ister. Randevuya tekrar gelmeyebilir. Bu gibi danışanlar randevu istediklerinde onlara son seansı veriyorum. Gelmezlerse çıkıp eve gidiyorum.

Ödeme güçlüğü, isteksizliği

Birçok terapist bunun aksini iddia etsede ben ücretin oldukça etkili olduğunu düşünüyorum. Üniversite kliniğimiz mültecilere ücretsiz terapi sunuyor. Oldukça uzun seanslar terapi uygulayabiliyoruz. Benzer şekilde gelir durumlarına göre oldukça düşük ücretlerle terapi alan danışanlarda erken bırakma oldukça az yaşanıyor.

Burada birçok meslektaşım şöyle bir itirazda bulunuyor. “Ben gelmeden önce ücreti telefonda söyledim. Danışan hiç itiraz etmedi.” “Danışanım ilk birkaç hafta gayet düzenli ücretini ödedi. Ben hiçbir olumsuz tutumla karşılaşmadım.” Akut dönemde danışanların gözü ücreti görmeyebilir. Ayrıca birçok danışan ilk seansa gelirken uzun bir terapiyi göze almamış oluyor. Ne olacak şu kadar vericem yeter ki kurtulayım diyor. Bir süre sonra ücret yüksek gelebiliyor. Oysaki ücretsiz ya da düşük ücrete alıyorsa terapiyi devam edebiliyor. Hatta bu gibi durumlarda siz danışanın ihtiyacının artık kalmadığını düşünüyorsunuz, onlar sizi ikna etmeye çalışıyor.

Yanlış ya da yüksek beklentiler

Çok yüksek umutlarla terapiye başlayan danışanlar çabuk hayal kırıklığına uğruyorlar.

Sıklıkla danışanlarım terapinin doktor ziyareti gibi tek bir seanstan oluştuğunu sanıyorlar. Dertlerini anlatıp öneri ve tavsiyelerle eve döneceklerini düşünüyorlar. Hiç konuşmama izin vermeden kaleşnikof gibi tak tak soluksuz dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Durdurabilmek ne mümkün. Böyle olmadığını kendilerine açıkladığımda birkaç seans bile devam etseler erken ayrılma eğiliminde oluyorlar.

Uzmanların terapinin kaç seans sürmesi gerektiğine olan inançları oluyor. Bilimsel araştırmaların öngördüğü ideal seans sayısı, gerçekte uygulanan süre ve danışanların beklentileri arasında farklılıklar oluşabiliyor.

Pekarik (1991) 131 danışana terapiye başlamadan önce kaç seans gelmeleri gerekecekleri konusundaki tahminlerini sordu? Sonuçlar; (1-2 seans %11; 3-5 seans %30; 10 seanstan daha az %64). Farklı çalışmalarda benzer sonuçlar elde edilmiştir.

Terapi amaçları

Swift ve Callahan (2009) 151 terapist ve danışanına üçüncü seanslarından sonra ayrı ayrı terapinin amaçlarını sordu. Sadece %31’inde danışanın ve terapistin terapinin odak noktası konusunda anlaştıklarını gördü. Bu düşündürücü bir çalışma. Birçok danışan terapistin onu anlamadığını, başka bir amacı olduğunu düşünebilir.

Birçok kereler örneğin danışan ilişkisini düzeltmek için terapiye geliyor. Ama terapist danışanın birey olarak güçlenmesi gerektiğini düşünüyor. Ya da danışan eşiyle olan cinsel problemini çözmek istiyor terapide. Ama terapist öncelikle danışanın kendi yönelimi ve kendi cinsel ihtiyaçlarının farkına varması gerektiğini düşünüyor. Bu gibi bakış açılarında ki farklılıklar ortaya konulmalı.

Diğer sebepler

  • Danışanın incinmiş olması. “Ruptures” terapi ilişkisinde yaşanan pürüzlerin üstesinden gelme konusu başlı başına çok büyük bir konu. Başka bir yazıya bırakıyorum.
  • Kendisinden değişme beklentisi olduğunu gören danışan, değişememesinden kaynaklanan utançla gelmeyebilir. Örneğin; yeniden uyuşturucuya başlayan danışanlar.
  • Terapiye başlama sebebi aniden ortadan kalkanlar. Örneğin; işini kaybeden danışan aniden yeni bir iş bulur.
  • Aileleri tarafından psikoterapi alıyor oluşlarının yüksek tonda eleştirilmesi.

Neler yapılabilir?

1) Danışanın terapiden beklentileri gözden geçirilebilir.

Yapılan çalışmalar psikoeğitimin önemini vurguluyor. Tedaviye başlamadan önce psikoterapinin ne olduğunu konusunda bilgilendirilen danışanlar daha uzun süre terapide kalıyorlar (Reis ve Brown, 2006).

Danışan şu konularda bilgilendirilebilir;

  • Terapistten beklenen tavırlar. Terapist tavsiye vermez, fazla konuşmaz, bunun yerine anlamaya çalışır…
  • Terapinin nasıl işe yaradığı. Denemeler yapılır, zaman alır, öğrenme sürecidir. Zamanla terapiste karşı olumsuz duygular oluşabilir. Mehteran yürüyüşü gibi iki ileri bir geri gidebilir. Bunlar süreç içince yaşanması muhtemel durumlardır.
  • Danışandan beklenen davranışlar. Özgürce konuşur, terapi ödevlerini yerine getirmeye çalışır, terapistine geri bildirimlerde bulunur…

Kısa bir sunum olarak yapılabilen bu bilgilendirmelerde videolar sıklıkla kullanılıyor. Klinikler bu gibi videoları websitelerine yükleyebilirler. Kliniğimizde bu amaçla kayıt sonrasında kısa bir bilgilerici doküman sunuyoruz. Danışan terapiye başlayamadan önce evinde okuyabiliyor bu bilgilendirici dökümanı. Bu aşamada kullanılan ölçekler de bulunuyor. Başvuru formlarına bu gibi sorular da eklenebiliyor. Terapiden beklentiniz nedir gibi?

Danışanın daha önceki terapi deneyimleri varsa konuşulmalı. Ne gibi kazanımları oldu? Neler umdukları gibi gitmedi?

Kaç seanstan sonra kendilerinde bir değişiklik görebileceklerini belirtebilirsiniz. Ben danışanlarıma telefonda randevu verirken bilgilendirme yapıyorum. “Terapi yaklaşık 8-20 seans sürüyor. Bu kimileri için altı ay bir yıl demek. Çok kısa bir sürede çok büyük değişiklikler beklemiyoruz…”

2) Danışanın tercihleri göz önünde bulundurulabilir.

Danışanın terapiden beklentilerini öğrendikten sonra onlar için bazı adaptasyonlarda bulunabilirsiniz.

Danışana tercih hakkı sunmak şu mesajı veriyor onlara. “Siz kendi hayatınızın uzmanısınız. Ben sizin kendi meselelerinizi gözden geçirebileceğiniz, potansiyelinizi keşfedebileceğiniz, değişim için adım atabileceğiniz bir terapi ortamı hazırlamanın uzmanıyım sadece.”

Bu konuda da geliştirilmiş envanterler bulunuyor. Örneğin; Treatment Preferences and Experience Questionnaire.

Terapiye başlamadan önce

Kliniğe başvuran danışanlarımıza hangi dilde terapi almak istediklerini soruyoruz. Bunun dışında terapistin cinsiyetini de seçme şansları oluyor. Kimi danışanlar co-terapistlerle çalışmaktan memnun olurken, kimileri yalnızca bir terapistle çalışmak istiyor. Nadiren internetten okuduklarının etkisi altında belirli terapi yöntemleri arasında öncelikleri olduğunu söyleyebiliyorlar. Maalesef giderek internette reklam amaçlı bilimsel tabanı olmadan yazılanların kötü etkilerini görüyoruz.

Birçok kereler danışanların isteklerini karşılamamız mümkün olmuyor. Örneğin; danışanlar kliniğimize gelerek yaşlı bir terapistle, üniversite hocaları (prof.) ile görüşmek istediklerini söylüyorlar. Bu durumda bu isteklerinin altında yatan sebepleri, uzmanların uzun bir eğitimden geçtiğini, yeterlilik vasfı kazandıklarını söylüyoruz. Endişelerini gidermeye çalışıyoruz.

Terapistten beklentiler gözden geçirilebilir. Danışan terapistten sıklıkla geri bildirim talep edebilir. Danışanın beklentisi nasihat ya da karar aşamasında yol göstericilik olabilir. Terapist bu konuda açıklama yapabilir.

Terapi sürecinde değişimin nasıl meydana geldiği açıklanabilir.

Randevu saatleri

Terapinin uygulandığı saatler oldukça önemli olabiliyor. Kimi danışanlarım sabah işlerini yoluna koyup erken saatlerde bir seans istiyor. Çocuklarını okula bırakıp rahat ettikten sonra mesela. Sürekli kafalarında acaba çocuklar eve vardı mı, ne yapıyorlar gibi sorular olan bir danışanla çalışmanız oldukça güç olacaktır. Mümkün olduğunca danışanın saatle ilgili önceliklerine özen göstermek gerekiyor.

Müdahaleler

Uygulanan terapi tekniklerini kimi zaman danışanlar reddedebiliyor. Ben bu aşamada hemen vazgeçilmemesinden yanayım. Uygun bir dille sunulduktan sonra danışandan denemesini isteyebilirsiniz. Bu danışana yeni şeyler deneme alışkanlığı da kazandırılabilir. Elbette danışanı çok sıkıntıya sokmuyoruz bu aşamada. Yapılan bilimsel çalışmalarda danışana uygulanan müdahalenin mantığını açıklamanın önemli olduğunu gösteriyor.

Terapi ücreti

Ücretin sıkıntı yaratmaması için danışanlarınıza farklı uygulamara gidebilirsiniz. Öncelikle bu konuyu gündeme getirmekten çekinmeyin. Şu şekilde yaklaşıyorum; “Kliniğimizin öngördüğü ücret şu kadar. Bu sizin için makul bir ücret mi?” Kimi danışanlarım uzaktan geliyorlarsa yol ücretlerinin sıkıntı yaratmaması için iki haftada bir çifte seans teklif ediyorum. Danışanın akut durumu geçtikten sonra seansların aralığı iki haftada, üç haftada bir olarak düzenlenebiliyor. Grup terapisi opsiyonu üzerinde durabiliyoruz.

3) Terapinin ne zaman sonlandırılacağı planlanabilir.

Danışanlar hayatlarıyla ilgili meselelerle meşgul iken terapi sürecini çok fazla irdelemezler. Büyük resmi görmesi gerekenler bizleriz. Gerekli gördüğümde danışanlarıma bu soruyu yöneltiyorum. “Terapiye başladığınızda kafanızda şu sorular vardı… Amaçlarınız şunlardı… Şimdi görüyorum ki… Sizce hala terapiye devam etmeli miyiz?” Bazı danışanlara güç gelebiliyor “ben artık gelmek istemiyorum” demek.

4) Umut düzeyi yükseltilebilir

Farklı terapi yöntemlerini başarılı yapan onların farklılıkları değil, ortak yanları (Frank & Frank, 1991). Bu ortak özelliklerin -common factors- başında umut gelir. Terapiye gelen danışanın mutlaka bir nebze de olsa umudu vardır. Tamamiyle kötümser bir danışan terapiye gelmez. En azından aile bireylerinin onlar için umudu vardır. Bu umudun terapi süresince pekiştirilmesi ve devamının sağlanması gerekiyor.

5) Danışanın terapi sürecinde değişim motivasyonunu artırılabilir.

Değişmek istediğini söyleyen birçok danışan ikircikli olabiliyor. Zamanla motivasyonları artıp azalabiliyor. Bu açıdan terapi hedeflerinin onlar için anlamlı olması gerekiyor. Başkalarının hedefleri ise bunlar, gerçekten sindirmemişlerse, ara ara amaçlar sorgulanabilir.

Bunun yapmanın bir yolu kliniklerde belirli bir seanstan sonra test envanterleriyle değişimin ölçülmesi. Fakat birçok danışanın bu gibi uygulamalardan hoşlanmadığı ortada.

6) Geri bildirim istenebilir

Geri bildirim objektif metodlarla ölçülerek de yapılabilir. Sonuçlar danışanla tartışılabilir. Eğer ilerleme kaydedilmiş görünüyorsa test sonuçlarına göre, bunu gerçekten kendilerinin de hissedip hissetmediğini sorabilirsiniz. Danışan aynı düzeydeyse ya da kötüleme görülmüşse muhtemel nedenleri konuşulmalı.

Danışanlarınızdan erken geri bildirim istememenizi öneririm. Örneğin, ilk beş seansın geçmesini bekleyebilirsiniz. İkinci seansta fayda görüp görmediğini sorarsanız danışanınıza yüksek ihtimalle hayır hiçbir fayda görmedim diyecektir. Zaten bu kadar kısa bir sürede olumlu bir sonuç beklenemez. Bunun yerine ikinci seansta şöyle bir soru yöneltebilirsiniz. “Geçen hafta yaptığımız seans sonrasında aklınıza takılan sorular oldu mu?”

6) Seansa gelmeyen danışanlara mesaj atabilirsiniz.

Bazen danışanlar bir nedenle kırılabiliyor ve o incinmişlikle bir seansa gelmiyorlar. Böylelikle tekrar aramayada yüzleri olmuyor. Bu arada pişman olmuş ve terapiye aslında devam etmek istiyor olabilirler. Danışan bu davranışı bir çok farklı terapistle yaşamış olabilir. Benzer şekilde özel hayatında da buna benzer ilişki örüntüsü içinde olabilir. Danışanınız bir seansa habersiz gelmemişse şuna benzer bir mektup yazabilirsiniz.

Sayın ….;

Bugünki görüşmemize gelmeyince sizin için endişelendim. Umarım kötü bir şey olmamıştır ve yeniden görüşebiliriz. (Haftaya aynı gün aynı saatte görüşebiliriz.)

Eğer yeniden görüşmeyi ertelemeniz gerekecekse lütfen öncesinde haber verebilir misiniz? Eğer bir şeyler terapiyi tamamiyle sonlandırmanızı gerektiriyorsa lütfen bunu da bildirir misiniz? Böylelikle bu vakti başka bir danışana verebilirim.

Haftaya görüşme umudu ile,

Kaynaklar

Swift, J. K., & Greenberg, R. P. (2015). Premature termination in psychotherapy: Strategies for engaging clients and improving outcomes. American Psychological Association.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.