“Ben de işte şimdi sizin yanınızda kötü konuşuyorum ama herif harbi … Görseniz siz de hak verirsiniz. Hatta yanımda resmi var telefonumda. Durun göstereyim…”

“İşte böyle terapist hanım. Çok afedersiniz karım bana … çekti.”

“Sonra ben de dedim ki adam ben senin… Neyse yanınızda şimdi…”

“Bana “O” ile başlayan yakıştırmada bulundu… Bilmem ne…” 

Kimi danışanlarım kendini zor tutuyor. Kimileri utana sıkıla kullanıyor…

Psikoterapi sürecinde danışanlarınız böyle konuşmamalı mı? Neden? Birçok danışanımız küfrediyor seanslarda. Kimi terapistlerin de eşlik ettikleri malum. Gelin konuyu mercek altına alalım.

Sıklıkla karşılaştığım ama psikoterapi eğitimlerinde ve süpervizyonlarda yer aldığına hiç rastlamadığım konulardan biri de küfür ve argo meselesi. Etikte geçmiyor. Terapi öncesi bilgilendirme formunda “aman ha edepli konuşun” yazmıyor. Tabu mu konu?

Birçok terapistin terapiye bakışı şu şekildedir. Terapi danışana güvenli bir ortam sunar. Eyvallah. Ve danışan burada her şeyi konuşulabilir. Ona da eyvallah. Peki her istediği şekilde konuşabilir mi? Her istediğin konuda konuşabilirsin direktif olmayacağım bu konuda. Ama şekil ve üslupta direktifim demek olur mu? Burada bir yanlışlık yok mu? Bu yarı direktif olmak mıdır?

Argolu, küfürlü konuşmanın etkileri neler?

Terapi sürecinin dışına bakalım önce. Küfürlü konuşmanın kendilerini rahatlattığını iddia edenler var. Argoyu samimiyet ifadesi olarak görenler de çok. Bazen uzun uzadıya anlatılması gereken bir durum bir küfür ya da argo ile tam yerini bulabiliyor. “Abi herif tam bir… ” Tam oturur ifade yerine. Küfür etmenin sağlık için olumlu etkileri olabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar bile var. Bazı araştırmalar da alternatif olarak küfür edildiğinde şiddet uygulama ihtimalinin azalabildiğini göstermiş. Küfür aynı zamanda sürece mizah katarak acı ile baş etmeyi de kolaylaştırabiliyor… Hatta uzun uzadıya kötü konuşmanın iyi etkilerini öven kitaplar dahi mevcut. Göz atmak isterseniz birkaç örnek sıralıyayım: Black Sheep: The Hidden Benefits of Being BadSwearing Is Good for You: The Amazing Science of Bad Language

Amma da övmüşler küfretmeyi. Yok mu hiç zararları?

Biraz zihin jimnastiği yapalım. Doktorumuzu ziyaret ettiğinizde her türlü mahrem konuda konuşabiliriz. Üniversitede her konu bilimsel değerlendirilebilir. Ama hocamızla konuşurken ya da doktorumuzla kibar konuşmaya, cilalı laflar kullanmaya özen gösteririz. Ama ya terapi ilişkisi. Hani uyumlu (congruent) olmasını arzuladığımız ilişki.

Onca emek, para ve zaman harcayan danışan gelip de Tarantino’nun filmlerinde ki gibi davranırsa nasıl olur? Ya küfür yalnızca bir basamaksa? Aşırı samimiyet başka şeylere de kapı açarsa? Peki ya küfürlü argolu konuşan danışan bir gün gelirde bize saydırırsa? Fazla mı paranoya bu düşüncelerim?

Terapi ilişkisi de yapay bir ilişki değil mi? Arkadaşınızla konuşunca para mı ödüyorsunuz. Şu saatte başlayacak şu saatte bitecek gibi sınırlar olur mu… Bir sürü etik kısıtlama da cabası. Seanslar dışında arkadaşlık etmek sınırlandırılıyor da, küfretmek neden yasaklanmasın? Terapi ortamı da biraz ciddi olunması gereken bir mekan değil mi? Klinik ortamda beyaz önlükleriyle çalışan terapistler, tüm odalarının duvarlarını baştan aşağı diplomalarla bezeyenler… Hiç yakışır mı bu ortama şimdi küfür?

Tüm bunları yani diploma asmak, giyim kuşam, terapi odasının mobilyaları, terapistin çektirip sitesine koyduğu fotoğraf, konuşma üslubu… Hepsini terapistlerin reklamlarının bir parçası olarak görüyorum. Bunların danışana verilen hizmetin kalitesini artırmakla ya da elimizde var olan psikoterapi eğitim ve mevcut terapi yöntemleriyle danışanlarımız için elimizden gelenin en iyisini yapmakla hiç bir alakasının olmadığı kanısındayım. Durum kısa ve öz. Terapistler küfreden danışanına izin verme, ya da ona samimi dönüş yapma konusunda kendisine şu soruları sormak durumunda kalıyor. Bunu klinikte duysalar hakkımda ne düşünürler? Bu şekilde tanınmak bana danışan kaybettirir mi? Meslektaşlarım beni kınar mı? Yarın öbür gün bir danışanım hakkımda dava açar mı?… liste uzar.

Tüm danışanlar mı küfrediyor?

Elbette hayır. Özellikle kaygılı danışanlarımız terapi sürecinde de her söylediklerine aşırı özen gösterip bizlerle de çekinceli bir şekilde konuşabiliyorlar. Özellikle de ilk seanslarda.

Küfürlü konuşan danışanların sayısı ücretsiz terapi hizmeti veren kurumlarda artıyor kanaatimce. Aynı şekilde yine gözlemim erkek danışanların, madde bağımlıların ve ergenlerin daha fazla küfürlü ve argolu konuştuğu yönünde.

Bir de diğer uca bakalım. Rahat rahat içtenlikle metaforlarla, küfürlerle kendilerini ifade eden danışanların öbür yakasında terapistten çok daha fazla psikoloji terminolojisini kullanan danışanlarımız var. Fritz Perls’in hiç haz etmeyeceği türden danışanlar. Siz hangi danışanı tercih ederdiniz?

Bağımlı oldukları sevgilililerinden bahseden iki farklı uçtaki danışanı düşünelim. (Vaka örnekleri kurgusaldır.)

Danışan 1: Son terapistim bana yaşamış olduğum kaygıların temelinde çocukluğumdan kalmış olan ödipus kompleksi olabileceğini söyledi. Bu konuda çok kitap okudum. Narsistik direnç gösteren tarafımı terapide de analiz ettik. Büyük ölçüde aştım. Tabii hiçbir zaman analiz bitmez… Ha ha ha… Ama sevgilimle olan ilişkimdeki karşılıklı bağımlılıklarımızın üstesinden gelemiyorum bir türlü… Bunun altında yatan…

Danışan 2: Sanki mutluluk bize … dönmüş … Bu nedir ya! Tam diyorum unuttum başkasıyla bir şey yaşıyacam o beni bırakmıyor bu seferde. Bi o bi ben…

Evet bunlar çok farklı iki ucu temsil ediyorlar. Birçok danışanımız ortalarda bir yerlerdeler. Fakat danışanımızın üslubu ve onlara dönüş şeklimiz içerik kadar belki çok daha fazla önem taşıyor.

İlginizi çekebilir: Psikolojik jargonla konuşan danışanlar

Kibarlık mı uyumlu olmak mı?

Biz terapistleri ikircikli durumda bırakan işte tam olarak budur. Uyum da uyum. Ama bu derece mi?

Terapi resmi bir ilişki biçimi midir? Kibar olunması gereken bir resmi daire gibi olmamalı terapi süreci. Amaç etiketlerden sıyrılarak uyumlu olmak olmalı.

Danışanlar birçok zaman küfürlü konuşmaya çekiniyorlar. Bundan utanabiliyorlar. Ama bazı danışanlar için küfürlü konuşma ekmek, su gibi. Kendilerini küfürsüz nasıl ifade edeceklerini bilemeyebiliyorlar.

Danışanın çekincelerini körükleyen aktarımlar (transference) olabiliyor. Örneğin; doktorla ilişkileri, resmi kurumlarla olan ilişkiler… Bunun haricinde danışanınız sizi annesine ya da babasına benzetebilir. Bu durumda sizin yanınızda küfürlü ve argolu konuşmaktan daha da çok çekinebilir.

Psikiyatri ortamının ayrıcalıkları

Şimdiye kadar danışanlarını küfürlü konuşmama konusunda uyaran bir terapist görmedim. Bu ancak şöylesi durumlarda söz konusu olabilir. Örneğin; evlilik terapisi, aile terapisi ya da grup terapisi sürecinde danışanların birbirlerine karşı saygısızlıklarda bulunmaları.

Genel anlamda psikiyatri hastalarına hastanelerde daha ayrıcalıklı davranıldığını düşünenlerdenim. Zira yeni intihar edip acile kaldırılmış, büyük travmalardan geçmiş hastalara çok fazla ilişilmez. Örneğin; hasta sigara içmek isterse (işte size pek yazılıp çizilmeyen bir konu daha).

Küfür gerçek duyguları gizler mi?

Benim asıl ilgimi çeken mesele şu. Zaten birçok danışanımız kendisini ifade etmek de güçlük çekiyor. Küfür yolu ile bunu yapabiliyorsa neden kısıtlandıralım onları? Ama küfrettiklerinde tam olarak duygularını ifade etmiş olabiliyorlar mı? Açıkçası bundan da emin değilim. “Bu küfrün anlamı ne şimdi” diye sormak gerekiyor. Bazen öfke, bazen hayal kırıklığı… liste uzar. Yani küfür bazen gerçek duyguları kapatabiliyor da. 

Maskeler, gerçek benlikler…

Konu argo, küfür olunca insan nereden başlasam bilemiyor. Rogers’ın uyumundan mı, Perls’in yüzleştirmelerinden mi, Winnocott’un gerçek benlik sahte benliğinden mi? Jung’un zaten gölgesi yeter.

Özetle danışanların makul ölçülerdeki küfürlerine ket vurarak gerçek benliklerinden uzaklaşabilirler kaygısı yaşarız. Dış dünya ile zorunlu temaslarımızda kullandığımız olgun olmayan gerçek benliğimizle çalışmak istemeyiz. O gerçek benlikte malum bazen argolu, küfürlü yetişkin halimiz olabiliyor.

Peki ya terapist?

Küfreden terapist elitist rolünden çıkarak daha içten ve samimi olmaz mı? İçten ve samimi olmanın tek yolu elbette bu değil. Peki bir de şu yönüne bakalım. Terapistler olarak birçok danışanımıza uygun sosyal davranışlar konusunda model olmalı değil miyiz?

Danışanlarımızın duygu durumlarına uygun cevaplar vermeye çalışırız. Mümkün olduğunca onların dilini kullanmaya çalışarak. Danışanımız psikiyatride ağır ilaçlar kullanıyorsa, onunla birlikte yavaşlayabiliriz. Başka bir danışanla farklı olabiliriz. Danışanımız gayet uyumlu bir şekilde küfrediyorsa nasıl dönüş yapmalıyız? Başka açıdan sorayım. Bir önceki soruya vereceğiniz cevabı terapistin normal hayatta küfretme alışkanlığının olup olmaması etkiler mi? Yani terapist günlük hayatında bolca küfürlü konuşan biriyse danışanlarının yanında kibar olmaya çalışması içten bir davranış olur mu?

Birey merkezli terapinin en çok kullandığı teknik danışanın sözlerini yansıtmaktır. Yansıtma yaparken küfürleri pozitif yeniden çerçevelemeli miyiz. Nasıl yani? Danışanlarımızın kullandığı metaforların gücüne inanıyoruz? Ya onların kullandığı metafor küfür içeriyorsa. Metaforu toparlamalı mıyız? Örneğin;

Danışan: Beni … gibi ortada bıraktı gitti.

Terapist: Hayal kırıklığı içinde bırakılmış olmak sizi oldukça etkilemiş olmalı. Peki nasıl baş etmeye çalıştınız?

Sizi bilemiyorum. Ama gözlemim insanlar her “hatalarının” düzeltilmesinden irrite olabiliyorlar. Danışan böylesi bir yeniden çerçevelemeyi, “bak terapist terbiyeli konuş uyarısı yapıyor” olarak algılayabilir. Konuşurken kelimelerini seçerken gerilmeye başlayabilir.

Tabi diğer bir nokta da, danışanın aşırı küfürlü konuşmasından rahatsız olma durumu. Terapist hiç alışkın değilse ve irrite oluyorsa rahatsızlığı dile getirmeli mi? Yoksa danışanın kendini özgürce ifade edebilmesi adına yutkunmalı mı? Rahatsızlığına rağmen devam etmesi karşı aktarımlarını, negatif duygularını artırmaz mı? Peki ya danışana müdahalede bulunmak. Ket vurmaz mı?

Kafamızda onlarca soru. Maalesef birçoğunu aydınlatabilecek olan bilimsel araştırmalar henüz yok. Google akademikte terapide küfretmek konusunu araştırdığınızda eli boş kalıyorsunuz. Özetle kafamdaki soruların bazıları;

  • Terapi ortamında küfür konusu neden tabu ve kimse incelemiyor?
  • Danışanlar küfür ederek asıl duygularının üstünü mü örtüyor?
  • Terapistler olarak düzgün konuşma konusunda rol model mi olmalıyız?
  • Uyum mu kibarlık mı?
  • Küfür terapi sürecinde ne kadar sıklıkla kullanılıyor? Hangi durumlarda? Fonksiyonları neler?
  • Danışanlar bu durumu nasıl değerlendiriyor ve deneyimliyorlar?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.