Danışanınız eşi tarafından terk edildiğini söyler. Eşinin ne kadar anlayışsız, başkalarının etkisi altında kolaylıkla kalabilen biri olduğunu defalarca üstüne basa basa tekrarlar.

Sizi buna inandırmak onun için belliki oldukça önemlidir. Çocuklarına karşı öfke püskürmektedir. Bir nebze olsun eşiyle olan ilişkisinde kendi rolüne işaret etmek istersiniz. Ama danışanınız sorumluluk almayı şiddetle reddeder.

Eşi gerçekten anlattığı gibi bir canavar olabilir mi diye düşünürsünüz? Belki evet. İç sesiniz “yok canım. Kim bilir eşini nasıl da bezdirdi” der.

Danışanınız değişmesi gerekmediğine kani olmuştur. Sorumluluk başkalarındadır. Eşi, çocukları, akrabaları… hatta tüm Dünya onun için değişmelidir.

Danışanlarımızı aşırı suçlamadan kurtarmamız gerekiyor. Elbette insanlar hatalılar. Bizde bu hatalarının altını çizerek yaşayabiliriz. Ama bu bizi nereye götürür? Bunu danışanlarımıza nasıl hatırlatabiliriz.

Yalnızca başkaları sorumluysa terapide ne işleri var?

Carl Rogers‘a göre terapinin 7 aşaması bulunuyor. Bu aşamaların ilkinde bulunan danışanlar kolay kolay duygularından bahsetmezler. Daha çok suçu başkalarına atarlar. “Sevgilim bu şekilde davranmayı kesse çok daha iyi hissedicem kendimi.”

Rogers’a göre birinci aşamada çok az danışan görürüz. Zira genellikle bu şekilde dünyayı algılayan bir danışan terapiye gelmek dahi istemez. Neden gelsin ki? Sorunlar başkasında.

Ama işte o işler öyle olmuyor. Benim birinci aşamada danışanlarım oldukça fazla oluyor. Genellikle eşleri ya da farklı kurumlar tarafından terapiye zorlanan bireylerden oluşuyorlar.

Danışanlarımız bizden ne bekliyorlar?

Peki ne yapmalısınız? Danışan ne yapmanızı bekliyor? “Evet çok haklısınız beyfendi” diyerek onu haklı çıkarmanızı mı? Terapiye gelen kendisi iken nasıl olur da diğerlerini değiştirmenizi bekler?

Belliki danışanınız onun tarafını almanızı bekliyor. Ama yanında olmanız aslında ona karşı olmak demekse bunu nasıl yapabilirsiniz?

Sürekli başkalarını suçlayan, sorumluluk almayan danışanlarımızdan şunları umarız.

  • Başkalarını daha az suçlayarak kendilerini kurban rolünden çıkarıp olaylar karşısında kendi rollerini görmeleri.
  • İradelerinin rolünü küçümsememeleri, sorumluluk almaları.
  • Hayatları üzerinde daha etkili olduklarını görerek kendi problemlerini çözebilecekleri potansiyelin kendilerinde var olduğunu fark etmeleri ve büyümeleri.
  • Başkalarına karşı daha az öfke ve kin gibi negatif duygularla dolu olmaları ve daha iyi ilişkiler bina etmeleri.

“Ailem böyle olmasaydı” – Ne kadar gerçekçi bir bakış?

Birçok danışanımız psikolojik rahatsızlıklarını, hedeflerini gerçekleştirememiş olmalarını ailelerine bağlarlar. Benzer bir durum ebeveynlerle terapi yaparken de oluşuyor:

Danışan: Çocuğumun düzelmesine yardım et, ama sakın bana hatalı olduğumu söyleme.

Elbette danışanlarımız aileleri tarafından ihlallere maruz kalmış olabilirler. Bu durumda onların iyileşme süreçlerine eşlik ederiz. Fakat bazen danışanın içinde bulunduğu duruma etki etmiş olabilecek muhtemel faktörden yalnızca biridir aile. Bu faktör alınıp yegane “sebep” olarak görülmeye başlanırsa danışanı pasif suçlayıcı konumuna getirebilir.

Birçok kereler süpervizyon süreçlerinde terapistler de danışanlarının içinde bulunduğu bakış açısını benimseyip şu tarz ifadelerde bulunuyorlar.

Terapist: Danışanım çok baskıcı bir aileden geliyor. O yüzden kendisine olan güveni çok düşük.

Terapist: Bize gerçekten danışanlar gelmiyor. Başkalarının hasta ettiği danışanlar geliyor.

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var. Her şeyden önce bilim insanlarıyız. Bu tarz kesinlik ifade eden yargılar bizim için uygun değil. Dünyayı bu kadar siyah beyaz gören bir bakış açısı bir psikoterapist için aşırı indirgeyicidir. Ayrıca psikoterapide seansta olmayan aile bireylerinin ve toplumun da haklarını gözetmekden sorumluyuz.

Uygulayabileceğiniz terapi stratejileri  

1) Nasıl daha kötü hale getirebilirsiniz?

Başkalarını suçlayarak kendi rolünü göremeyen, çaresiz hisseden danışanlara yöneltebilirsiniz bu soruyu. Böylelikle kendilerinin de etkilerinin olduğunu görebilirler.

Psikoterapist: Eşinizin sizden daha da fazla nefret etmesini isteseydiniz ne yapmanız gerekirdi?

Elbette birçok danışan, “sen ne diyorsun? Ben neden bahsediyorum” diyebiliyor. Bu durumda “neleri yapmamanız gerektiğini de bilmeliyiz” diyebilirsiniz.

2) Bağlamı genişletin

Danışanlar bize geldiklerinde içinde bulundukları sorunları oldukça basitleştirmiş, çerçevelerini daraltmış oluyorlar.

Danışan: Bütün ömrüm boyunca çalıştım. İnsanlar bana hep kazık attılar.

Danışan: Kocamın her ihtiyacını karşıladım. Hiç ‘hayır’ demedim O yine de gidip beni aldattı.

Danışan: Şirkete en fazla benim emeğim geçti. En erken ben gelip, fazla fazla mesai yapıyordum. Onlar da işime son verdiler.

Olayın çerçevesini genişlettiğimizde farklı tablolar ortaya çıkmaya başlayabilir. Şirketten atılmasını sadece birkaç kişiyle olan ilişkisine bağlayan kişi, bunun genel bir ekonomik kriz olduğunun farkına varabilir. Ya da kendi yetenek ve eğitimine çok da uygun olmayan bir işte olduğunu…

Danışanın çerçevesini genişletmek için öyküsel terapiyi kullanabilirsiniz. Danışanın daha geniş bir perspektifte hikayelerini genişletilebilir. Eğer bunları gereksiz buluyorsa, kendisine şu metaforla durumu anlatabilirsiniz.

Bir arabada şoförlük yaptığınızı düşünün. Ben arabanıza biniyorum yolcu koltuğuna. Sizinle birlikte hayatınızın farklı alanlarında gezintiye çıkıcağız. Ben belki ara sıra şuraya da bir göz atalım, şu sokaktan da geçelim diyor olucağım.

Birçok danışan bu gibi metaforlarla sadece bir sokakta kalmayacağımızı anlıyor. Böyle bir açıklamadan sonra genogram, aile panosu gibi psikoterapi teknikleriyle getirdikleri problem dışında danışanı daha yakından tanımaya çalışabiliyorum. Bu gibi uygulamaları yaparken danışanın problemini çözmeye yardımcı olacak yeni perspektifler kazanabiliyorlar. Kaynaklarını ortaya çıkarabiliyoruz.

3) Gri alanları işaret edin

Farz edin bir gün alışverişe gittiniz. Kasiyer size eksik para vermiş. Kafanız dolu olduğu için ancak eve gittiğinizde fark ediyorsunuz. Her ne kadar paranızı sonradan şikayetinizle geri verseler de, bir ton yolu boşuna gitmiş oluyorsunuz….

Kasiyer hanım ailesi tarafından okula gönderilmemiş. Okuma yazmayı sonradan kendisi öğrenmiş. Şimdi çocuklarını geçindirmek için çalışmak zorunda. Basit matematik işlemlerini dahi zorlukla yapıyor. 

Burada suçlu kim? Doğru dürüst işlem yapmayı öğrenememiş kasiyer mi? Böyle bir kasiyeri çalıştıran işyeri mi? Yoksa parayı alırken saymadığız için siz mi? Yerde bulsan say demişler, bunu nasıl atlarsınız? 

Bu gibi hikayelerle danışanınızın kafasında her şeyin siyah beyaz olmayabileceğini gösterebilirsiniz.

4) Geri bildirimin ne kadar önemli olduğunu açıklayabilirsiniz.

Danışanlarınıza ormanda tek başına yaşayan çocuklardan örnekler verebilirsiniz. Başkası olmadan büyümemiz çok zor. Benzer şekilde kendisine hiçbir şey söylenemeyen patronların ya da başka otorite figürlerinin bazen nasıl basit hatalarını görme şanslarının olmadığını. “Kral çıplak” hikayesine gönderme yapmak burada etkili olabilir.

Danışanlarımın hepsi gerçek dostlarının onlara kusurlarını göstereceğinde hemfikirdir. Ama eleştiriyle karşılaşınca bunu kaldırmakta güçlük çekerler. Bu aşamada bu zorlanmayı normalleştirerek, yine de bazı şeylerle yüzleşmeye hazır olup olmadıklarını görüşebilirsiniz.

5) Model olun

Kendiniz hata yaptığınız zamanlarda özür dileyin. Örneğin: “İlk defa bana bunlardan bahsettiğinizde şöyle… anlamıştım durumu. Özür dilerim, tamamiyle yanlış anlamışım sizi…”

Böylelikle hata yapmayı ve özür dilemeyi normalleştirebilirsiniz.

6) Öncelikler

İnsanlar depresif oldukları zamanlarda karamsarlaşırlar. Yaşadıkları darbelerden sonra kendilerine olan güvenleri düşebilir. Bu kötümserlik onların çevrelerini ve kendilerini gerçekçi bir şekilde değerlendirmelerini zorlaştırıyor.

Bu nedenle danışanlara ilk önce günlük yaşamlarıyla ilgili soruların yöneltilmesinden yanayım. Günlerdir uykusuz, sinirleri harap olmuş bir danışanın yaşadığı sorunların kaynağını araştırmayı öncelikleri karıştırmak olarak görüyorum.

Maalesef birçok uzman ilk görüşmede “analiz” yapmaya ve sorunların kaynağını bulmaya çalışıyor. Danışan size bir kere belirli bir konuda görüş bildirdiğinde, ileride bunu daha olumluya çevirmesi tutarlı olmayacağı için mümkün olmuyor. Negatif bakış açısına bağlanabiliyor.

7) Empati

Danışanınız yaşadıkları için başkalarını suçladığında, bir zamanlar da başkalarının kendilerini haksız yere suçlamış olabileceği hatırlatılabilir.

Terapist: “Çocukken aileniz hiç kardeşlerinizin yaptığı yaramazlıklar için sizi suçladı mı?” 

Terapist: “İş yerindeki kötü gidişin faturası size kesildi mi?”

Danışanlarınız kendilerinin de birçok kereler haksız yere itham edildiğini anımsarlar. Adaletsizlik duygusunun öfkeye, hatta nefrete dönüşebildiğini fark ederler.

8) Gücü geri kazanmak

Sizde uzman olarak bir ayağınızı danışanların çukuruna gömüp empati kurarken, diğer ayağınızı çözüm arayışında konumlandırabilirsiniz. Terapi bu iki ayak üstünde dans etmek gibidir.

Psikoterapist: Görüyorum ki ebeveynleriniz birçok şeyi sizin hayatınızda mahvetmişler. Bunlarla yaşamak oldukça güç olmalı… Ne zaman hayatınıza odaklanarak, kontrolü ele geçirmeniz gerekecek?

9) Yüzleştirme

Başkalarını suçlamak insana güç kazandığı yanılgısını verebilir. Oysaki birey ancak kendisini yıpratmaktadır.

Danışanınıza şöyle bir geri bildirimde bulunabilirsiniz.

Terapist: Nasıl oluyor da hayatınızda suçladığınız her insan üzerinizde bu kadar büyük bir güce sahip? Herkes sizden daha güçlü görünüyor.

Danışan: Ne demek istiyorsunuz? Nasıl güçlüler?

Psikoterapist: Kastım şu. Ebeveynleriniz, arkadaşlarınız, eşiniz… hepsinin inanılmaz büyük bir gücü var üzerinizde. Diğer yandan siz çok etkisiz gibisiniz. Nasıl oluyor da bu kadar güçlü bir etki yarabiliyorlar hayatınızda?

Bu gibi müdahalelerin üzerine çok fazla gitmiyorum. Suçlayıcı olmamalarına gayret gösteriyorum. Danışanın kafasında bir yerlerde yeşermesini umuyorum.

10) Döngüsel sorular

Terapist: Sorumluluğun bir yığın olduğunu varsayalım tamamı yüzde yüz olan. Kızınızın derslerinde başarısız oluşunun sorumluluğunun yüzde kaçını eşiniz taşır? Yüzde kaçını okul? Siz?

T: Ailede kimler sigara içip içmeyeceğinize sizin karar verdiğinizi düşünüyordur sizce? Kimler psikolojik olarak evdeki ve işteki sıkıntılarınızın üzerinizde etkili olduğunu düşünüyordur?

Sistemik aile terapisi sürecinde sık sık bunlara benzer döngüsel sorular kullanılır.


Faydalandığım kaynaklar

Psikoterapi teknikleri

Mark Tyrrell’s Therapy Skills

3 YORUMLAR

  1. Site güzel fakat şu “mutlu olmak için ne yapmalı” şeyini değiştirebilirsiniz. Nacizane bir fikir.Orada bile meli-malı kullanılmış…Daha orijinal bir şey vardır dikkat çekmek için diye düşünüyorum kendi adıma.

  2. Çok hoş bir yazı her satırı kıymetli. Aktif olarak danışan gören ve yıllardır eğitimden eğitime koşan bir kişi olarak bu yazıdan çılgınlar gibi istifade ettim. Katkınız için teşekkürler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.