Sigmund Freud psikoterapi nedir sorusuna konuşma tedavisidir diye cevap vermiştir. Peki ya danışanlarınız konuşmadığında?

Terapi sürecinde sessizlik farklı anlamlar taşıyabilir.

YAPMAK yerine VAR OLMAK. Birlikte sessizlik yaşamak, otantik ilişki kurmak, varoluş önemini yitirmiş olabilir.

DUYGULARINI DENEYİMLEMEK. Danışanlar yas ve öfke gibi derin duyguları deneyimleyebilirler.

İÇGÖRÜ. Danışan yaşadığı içgörüyü bir an üzerinde durarak deneyimlerLER. “Aha demek öyleymiş.”

YÜZEYSEL KONUŞMAK YERİNE SESSİZLİK. Dışarıdan yoğun bir hayatın içinden gelen danışanları seansların başında gündelik konuşmalarla şimdi ve buradaya getirmeye çalışırız. “Buraya nasıl ulaştınız” vb. Bunların yerine sessizlik de yaşayabilirsiniz. Bazen manasız konuşmalar yerine sadece birlikte oturmak daha faydalı olabilir.

KONUŞMAK İSTEMEME. Grup terapisinde herkesin içinde paylaşım yapmak istemeyen katılımcılar da iç dünyalarında çalışabilirler.

TIKANMIŞLIK. Bazen insanlar içlerinde bulundukları durumu ifade etmekde güçlük çekerler.

SIRLAR. Danışan terapistiyle de her şeyi paylaşmak istemez. Ya da paylaşmadan önce bir süre düşünme ihtiyacı duyar.

NERDEN BAŞLAYACAĞINI BİLEMEMEK. Bazende ne konuşacaklarını ya da duygularını nasıl ifade edebileceklerini bilmezler.

TAVIR TAKINMA. Grup terapisinde haksızlığa uğradığını hisseden katılımcılar da konuşmayı reddedebilir negatif duygularla.

Sessizlik çalışmayı imkansız kıldığında

Bazen de tavır takınma (yalnızca) size karşı değildir. Bu gibi danışanlar genellikle zorla terapiye gönderilen ergenlerden [bazen kocalardan] oluşur. Konuşmak istemezler.

İnsanların terapiden genel olarak beklentisi danışanın sorular sorması, yaşamı ile ilgili bilgiler vermesi, terapistin bunları yorumlaması, özetlemesi, farklı bakış açıları sunması, danışanın yaşamındaki diğer kişilerin davranışlarını açıklaması, danışanın geçmişi ve şimdiki yaşadıkları arasında bağlantı kurması. Bazı danışanlar tüm sorumluluğu terapiste atabilirler. O bana ne yapacağımı söylemeli gibi.

Vaka örneği 1

Ergen danışan ailesi tarafından terapiye yönlendirilmiştir.

Psikoterapist: Selamlar, hoş geldin. Ben Tuba. Psikoterapistim. Nasıl bir iş olduğunu hiç duymuş muydun?

Danışan [ergen]: Yok duymadım.

Psikoterapist: [biraz açıklama getiriyorum psikoterapi nedir…] Soruların var mı bana? Bilmek istediklerin.

Danışan:[sıkılmış, alaycı] Yooo. 

P: Benden hangi konuda yardım almak istersin?

D: [Hayatının en büyük işkencesi altındaymış tavrıyla] Bilmem. Bilmiyorum. 

P: Belli ki ailen gelmen konusunda oldukça ısrarcı oldu sana. Sence onlar ne umuyor?

D: Bilmem.

Vaka örneği 2

Nadiren de olsa erişkin danışanlarınızda da yaşarsınız bu durumu. Genç bir kadın danışanım ilk seansta karşımda. Diğer danışanlarımın aksine ilk psikoterapi seansını masaya birçok problem yığarak geçirmiyor. Tam tersine. Ağzından cımbızla laf almaya çalışıyorum.

Psikoterapist: Sizi terapiye getiren nedenler nelerdir?

Danışan: [Omzunu hafifçe yukarı doğru oynatıyor bilmiyorum manasında]

Psikoterapist: Daha önce terapi tecrübeniz oldu mu hiç?

Danışan: Evet.

P: Paylaşmak ister misiniz? 

D: [Danışan psikoterapi tecrübesini paylaşmaya hiç niyetli görünmüyor. Sessizce oturuyor.]

P: Terapiden ne umut ediyorsunuz?

D: [Omuz yeniden hafifçe yukarı oynuyor. Aynı sorularımı farklı şekillerde formüle edere tekrar tekrar soruyorum. ama yanıt yok.]

P: Bana sormak istediğiniz, benim hakkımda bilmek istediğiz şeyler var mı?

D: [Sessizlik.]

Bu danışanımla uzun bir süre çalıştım. Sıklıkla süpervizyona “konuşmayan kadın danışanım” başlığıyla getirdim.

Süpervizyon seanslarında meslektaşlarım tutum birliği içindeydi. Çözüm odaklı terapinin sıklıkla kullandığı danışan kategorilerine atıfta bulunuyorlardı. “Bazıları danışan değildir henüz. Ziyaretçidir. Ziyaretçiyi güzel ağırla. Suyunu ver, çay ister mi diye sor. Otur sabırla konuşmasını bekle. Hazır olunca konuşur.”

“Danışanın sessizce konuşmasını bekle” demek kolay. Danışanım her hafta düzenli gelerek, ölüm sessizliğine bürünüyor. Bu huzurlu bir ortam da değil üstelik. Ergen danışlarımla yaşadığım gibi sıkılmış biri de yok karşımda. Öfkeli, “neden bana istediğimi vermiyorsun” der gibi bakan bir danışan… Diğer danışanlarımdan farklı yapan onu böylesi danışanların sıklıkla terapiyi erkenden bırakmaları. Fakan o bırakmıyor da.

Teoride sıklıkla “terapist beklemeli… Danışan zamanla konuşur” deniyor. Bu önermeyi aktarım üzerinden ya da danışanın sorumlulukları düzleminden açıklamak oldukça kolaydır. Fakat sessiz kalan terapiste karşı danışanın negatif aktarımda bulunma ihtimali de oldukça yüksek. Terapistin tutumunu beğenmeyerek çok kısa sürede terapiyi erken sonlandırabiliyorlar. Birkaç denemeden sonra büsbütün psikologlara ve terapistlere olan inançlarını yitirip çareyi daha direktif gördükleri yöntemlerde arayabiliyorlar.

Burada söylemek istediğim şey direktif bir tutum almamız değil. Öğüt vermek hiç değil. Fakat danışanın konuşmasını beklemek gerektiği üzerinde varılan konsensüsün tekrar gözden geçirilmesinden yanayım.

Zamanla şöyle bir uygulama ile ölüm sessizliğini kırıyorum.

Sorular sorup sonra kendim cevaplıyorum. 

Psikoterapist: Terapide ne gibi değişiklikler yaşansa, terapinin sonunda iyiki gelmişim dersiniz?

Danışan: Bilmiyorum.

[Klasik öğreti şudur. Terapide açık uçlu sorular sorulmalıdır. Böylelikle danışan evet, hayır gibi kısa cevaplar vermeyecek, uzun cevaplar verecektir. Ama işte o işler öyle olmuyor.]

Psikoterapist: Önümüzde Noel tatili var. Neler yapmayı planlıyorsunuz? 

Danışan: Bilmem

[Bunun yerine kendim sorup kendim cevap vermeye başlıyorum.]

Psikoterapist: Önümüzde Noel tatili var. Neler yapmayı planlıyorsunuz? 

Danışan: Bilmem.

Psikoterapist: Sanıyorum bu havada evde oturup çocuklarınızla güzel bir dinlenme şansınız olacak. Muhtemelen evde birikmiş işleriniz de vardır sizi bekleyen. Umarım stres yaratmıyordur bunlar sizde… [Ben sıralarken danışanda çok küçük göz haraketleriyle onaylıyor ya da onaylamıyor saydıklarımı. İletişim kurmanın sevinci içerisindeyim.]

Seçenekler sunuyorum

[Zamanla kendim sorup kendim cevaplama konusunda uzmanlaşıyorum.]

Psikoterapist: Tatilde biraz kendinize vakit ayırmak isteseniz, çocuklarınızı ailenize bırakıp arkadaşlarınızla dışarı çıkmak size iyi gelebilir mi? Yoksa daha mı fazla canınızı sıkacak konuşmalar içerisinde bulursunuz kendinizi? 

Danışan: Çıkmasam daha iyi.

Psikoterapist: Arkadaşlarınızın kalabalığı belki yorabilir. Haklısınız. Peki ya tek bir arkadaşınızla dışarı çıkmak mı daha iyi gelecektir, yoksa evde çocukların kalabalığı mı?

Nihayet danışandan tek heceli olmayan dönüşler almaya başlıyorum. Haftalarca bu şekilde konuşmaya devam ediyorum. İnanılmaz yorucu oluyor. Kafamda belirli bir soru oluyor. Sonra o soruya muhtemel iki yanıt türetiyorum. Danışan çoğu zaman bu ikisini de reddediyor. O zaman ben üçüncü bir seçenek daha üretiyorum. Sonra dördüncü. Bu sürede biraz biraz danışanın öfkeli bakışları azalmaya başlıyor. Kendimi daha az gergin hissetmeye başlıyorum seanslarda.

Süpervizyon seanslarında konu başlığı artık hiç konuşmayan danışanım değil, beni yoran danışan oluyor. Süpervizyondaki meslektaşlarım uygulamama şüpheyle yaklaşıyorlar. “Terapist asla danışandan fazla yorulmamalı. Danışan kendisi çaba göstermeli.”

Bense danışanımın böyle oluşunu yaşamış olduğu travmalara bağlıyorum. Kendisini kapatmayı, korumayı öğrenmiş. Belki bir gün diyorum… İlişki sağlamlaşırsa…

Yanlış anlamaya başlıyorum.

Danışanımın tek hecelilerden birkaç kelimeli cümlelere geçmiş olmasından ve terapi odasındaki gerginliğin oldukça azalmasından cesaret alıyorum. Aynı zamanda artık sürekli seçenekler üretmekten de yorulmuş vaziyetteyim. Artık provakatif müdahalelerde bulunmaya karar veriyorum. Aradan geçen sürede, ilişkinin biraz provakasyonu kaldırabileceğini umuyorum.

Psikoterapis: Bir yandan işiniz, aileniz, baş etmeye çalıştığınız böylesi bir hastalık. Çocuklarınızla yeterince ilgilenememeniz çok normal. Belki de onlar için yeni bir anne rolünde birisi gerekiyordur bu günlerde. Ta ki siz kendinizi…

Danışan: [sözümü kesiyor ilk defa] Ne demek istiyorsunuz? Afedersiniz anlamadım. 

Psikoterapistz: Diyorum ki gerçekten üzerinizde çok fazla yük var. Kim olsa bunların hepsini kaldıramaz.

Danışan: Ben ilgileniyorum ki çocuklarımla… [Danışan ne kadar iyi bir anne olduğunu ispatlamaya çalışıyor uzun uzun. Ben de bu sırada yeniden çerçevelendirme yapıyorum.]

[Danışanla uzun uzun çocukları üzerine konuşuyoruz. Neler yapılabilir, çocuklarına nasıl daha etkin bir şekilde yardımcı olabilir? Çocukları danışanın yaşadığı duygusal güçlüklerden nasıl etkileniyor…]

Yaklaşık bir buçuk yıl devam etti bu terapi süreci. En son ayrılırken de diğer danışanlarım kadar konuşkan değildi. Fakat artık gerçekten çalışabiliyoruz diyebiliyordum. Farklı psikoterapi tekniklerini örneğin; genogram, aile panosu gibi kullanmaya başlamıştım. Zamanla çok daha derin çalışabildik. Danışanın kendisine zarar veren eğilimi azaldı, aile bireyleriyle yarım kalmış bazı mevzularını aşmak için adımlar attı.

Bu danışanımda beni hayrete düşüren, konuşma motivasyonu çok düşük olmasına rağmen düzenli terapiye gelmiş olması. Genellikle seanslara gelip konuşmayan danışanlar terapiyi birkaç seans sonra bırakıyorlar. “Gittim. Hiçbir şey olmadı.”

Bu vakada benim danışanım için son derece aktif olarak çaba göstermeme sebep olan şey, danışanın büyük ızdırap için olduğunu hissettirmesi oldu. Bana kendisine verdiği zararlarından bahsetmesi ancak bir yıl sonra gerçekleşti. Danışanın halinden terapiye gerçekten ihtiyaç duyduğu fakat bloke olmuş olduğu anlaşılıyordu. Terapi motivasyonunu da seans içinde konuşarak göstermese de kayıt formunu eksiksiz, okunaklı doldurması, zamanında gelip seansı beklemesi ile gösteriyordu. Uslubunda bir alaycılık da yoktu.


Danışanlarınız konuşmadığında sorabileceğiniz sorular?

Bazı danışanlarınız yukarıda ki vaka örneğine benzemezler. Terapinin başlangıcında yoğun duygular ile çok fazla konuşmuş olabilirler. Özellikle kaygılı kişiler konuşma eğilimindedir. Ama tam kriz anı bitti, artık gerçekten çalışabiliriz dediğinizde danışanız susmaya başlar. Bu gibi durumlarda şu sorular işe yarayabiliyor.

Psikoterapist: Dam en iyi hava güneşliyken aktarılır. Şu anda kriz halinde olmadığınız için bizde vaktimizi sizi bu krize taşıyan şeyleri konuşarak geçirebiliriz. Sakin bir şekilde bir adım dışardan bakarak geçtiğimiz günlerde yaşadığınız zorlukları değerlendirebiliriz. 

Gerçekte ne istiyorsunuz?

Psikoterapist: Derin bir nefes alarak iç dünyanıza yönelin. Gerçekten istediğiniz nedir? Sihirli bir lamba olsa ve size dile benden ne dilede dese… Ne isterdiniz?

Tıkanmışlıkları aşmakta yukarıdaki gibi mucize sorusu işe yarabiliyor.

Nereye gidiyorsunuz?

Hiçbir şey değişmezse hayatınızda beş yıl içinde nerede olursunuz? Bu varmak istediğiniz yer mi? Sizi geride tutan bir şeyler mi var? Eğer yoksa yaşamınızın şu anki halinde doğru gitmeyen neler var? Doğru yönde gitmenize engel olan şeyler nelerdir?

Neden çekiniyorsunuz? 

Terapide ilerlemeyi güçleştiren en önemli sebeplerden biri yargılanma korkusu ya da utançtır. Bazen de danışanlar terapiste çok ağır hikayelerini anlatmak istemezler. Bu çekinceler konuşulabilir. Bu direkt açık bir şekilde danışanın konuşmama nedeni üzerinde konuşmaya davettir.

Hangi konularda konuşmak istemiyorsunuz?

Bazen bu soruda olduğu gibi ters psikoloji ile sürpriz cevaplar ortaya çıkarabiliyor.

Takılıp kalmış olmak nasıl bir duygu?

Terapide özellikle şunu hissetmek sizin için nasıl gibi sorular sorarız. Özellikle kişi merkezli terapi – , gestalt terapi gibi hümanist yaklaşıma ait metodlar buna benzer sorularıyla meşhurdur.

Danışan takılıp kalmışsa, ne diyeceğini bilmiyorsa belki de tam olarak bu duygu konuşulmalıdır.

Psikoterapist: Böyle tıkanıp kalmış olmak size ne hissettiriyor? Neler yapmak istiyorsunuz bu durumla ilgili? Daha önce hayatınızda tıkanmışlıklar oldu mu? Neler yaptınız?

İhtiyaç olarak sessizlik. 

Psikoterapist: Görüyorum ki terapide konuşacak fazlaca temanız henüz bulunmuyor. Hayatınızda ihtiyaç duyduğunuz şey bugünlerde sessizlik olabilir mi?

Terapiyi sonlandırmak. 

Başlangıçta daha konuşkan olan danışan giderek daha sessiz kalıyorsa, belki de artık terapiyi sonlandırmak gerekiyordur. Buna gerek olabilir, ya da olmayabilir. Danışanın hayatında terapi için uygun bir dönem olmayabilir. Değişim adımları atabilmek için zamana ihtiyacı olabilir. Bir süre kendi başına yol almak isteyebilir. Örneğin; günlük tutarak, meditasyon ya da geziler yaparak…

İlginizi çekebilir: Psikoterapi sürecini erken bırakma

Terapist değiştirmek. 

Her şeyi denemiş ve danışanınıza ulaşamamış olabilirsiniz. Bazen başka meslektaşlarımdan gelen danışanlarla daha iyi çalışabiliyorum. Aynı şekilde kendilerine yönlendirdiklerimle de onlar daha iyi çalışabiliyor.

Bunda tahmin ediyorum birçok faktör rol alıyor. Birisi elbette danışan ve terapistin uyuşması. Farklı bir sebep olarak da şunu görüyorum. Danışan kriz halinde terapiye ilk başladığı dönemde terapistine karşı fazlaca negatif duygular aktarmış olabiliyor. Yeni bir terapistle meselelerinin derinine inebiliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.