Zorlama sonucu terapiye katılmış danışanların işbirliğini nasıl kazanabiliriz?

Terapötik sürece isteksiz bir şekilde katılan danışanlardan söz ettiğimizde, genellikle çevrelerindeki kişiler ya da çeşitli kurumlar tarafından terapiye yönlendirilmiş ya da zorlanmış bireyler akla gelir. Bu danışanlarla çalışmak, terapötik süreci daha karmaşık hale getirebilir. Yine de, geçirilen süreyi olabildiğince verimli hale getirmek de mümkün olabilir.

Durumu değerlendirdiğinizde psikoterapiye başlamanın bu danışanlarla uygun zaman olmadığına da karar verebilirsiniz.

Kimler hangi durumlarda psikoterapiye düşük motivasyonla geliyorlar?

  • Bireysel Terapi. Yetişkin bireyler, çoğu zaman onlar için endişe duyan yakınlarının önerisiyle terapiye başvururlar. Bu danışanlar, kendi istekleriyle değil, bir başkasının telkiniyle terapiye gelmiş olabilirler.
    • Örnek. Manik durumdaki bir danışan kendisini iyi hissediyordur, yakınlarını ise  endişelendirmetedir.
    • Örnek. Psikoz halindeki bir danışan yaşadıklarının gerçek olduğu vehmi ile psikoterapiye değil polise ihtiyaç duyduğunu düşünebilir.
  • Çift Terapisi. Bazı çiftler, boşanma sürecinde bir zorunluluk sonucu terapiye başvururlar. Eşlerden biri boşanmayla tehdit etmiş, diğer eş ise “çalışmak” istediğini ifade etse de içten içe terapiyi ve değişimi gereksiz ya da anlamsız buluyor olabilir.
  • Çocuk ve Ergen Terapisi. Çocuklar ve ergenler sıklıkla ebeveynlerinin yönlendirmesiyle terapiye gelirler. Bazen ebeveynlerden biri diğerini de ikna etmiş olabilir. Kimi zaman da aile, okul veya yakın çevre tarafından terapiye yönlendirilmiştir.
  • Grup Terapisi. Özellikle klinik tedavi süreçlerinde, sadece ilaçla iyileşmek isteyen bireyler tüm tedavi programının bir parçası olarak grup terapisini de kabul ederler. Ancak grup terapisine karşı gönülsüzlük daha sık yaşanır.
    • Örnek. Korkulu, kaygılı danışanlar grup içinde olmak istemezler.
    • Örnek. Başkalarının dertlerini duymanın kendilerini daha aşağıya çekeceğini düşen danışanlar.

Görev yaptığım Avusturya’da birçok farklı kurum, değişik nedenlerle psikoterapiye yönlendirebiliyor. Psikoterapiye zorunlu katılım söz konusu değildir, fakat yaptırımları olabilir. Psikoterapiye katılım ücretlerini sigorta kuruluşları, farklı fonlar ya da bireysel olarak danışanların kendileri karşılıyor olabilirler. Bu danışanlar, terapi sürecine gönülsüz ya da mesafeli yaklaşabilirler. Aşağıda bu gruplardan bazılarına örnekler verdim

Kurumların yönlendirdiği danışanlar

  • Risk Grubu Meslek Sahipleri. İtfaiyeciler, cenaze defin hizmetlerinde çalışanlar gibi yüksek stres ve travmayla karşı karşıya kalan meslek grupları, mesleki zorunluluklar veya kurumsal yönlendirmelerle terapiye başvurabilirler. Bu danışanlar bazen ruh sağlığı desteğini talep etmeden önce ciddi belirtiler göstermeye başlayabilirler.
  • Boşanma Sürecinde Çocuk Sahibi Ebeveynler. Çocuklarının velayeti ya da refahı söz konusu olduğunda, özellikle çocuk koruma birimlerinin yönlendirmesiyle ebeveynler terapiye ya da daha çok aile danışmanlığı süreçlerine katılmak durumunda kalabilirler. Bu süreçlerin uzunluğu ve içeriği, ilgili kurumların önerilerine göre değişiklik gösterebilir.
  • Çocuk Koruma Davaları. Çocuk koruma davalarında, ilgili kamu kurumları çocuğu ya da ebeveynleri, sözleşmeli ve kurum tarafından finanse edilen psikoterapistlere yönlendirebilir. Bu yönlendirmeler, mahkeme kararları ya da idari süreçler doğrultusunda gerçekleşebilir.
  • Şartlı Tahliye Süreci. Bazı bireyler, ceza infaz kurumlarından şartlı tahliye edildikten sonra, belli bir süre terapiye katılmakla yükümlü olabilirler. Örneğin, şiddet öyküsü olan bireylerin öfke kontrolüne yönelik terapi programlarına katılması gerekebilir.
  • Tıbbi Müdahale Öncesi Değerlendirmeler. Mide küçültme ameliyatı gibi önemli bedensel değişiklikler içeren tıbbi girişimlerden önce, bireylerin psikolojik değerlendirmeden geçmeleri istenebilir. Bu tür başvurularda terapi süreci, kişinin motivasyonunu, beklentilerini ve psikolojik hazırlığını değerlendirmek amacıyla yapılır
  • Hayati Kararlar Öncesi Psikolojik Değerlendirme. Cinsiyet geçiş süreci gibi derin kimlik dönüşümleri içeren kararlar öncesinde, bireylerin psikolojik destek alması ya da terapiye yönlendirilmesi söz konusu olabilir. Bu durumlarda terapi, yalnızca destekleyici değil, aynı zamanda sürecin sağlıklı ilerlemesine yönelik bir yapılandırma işlevi de görebilir.

‼️Özellikle kurumlar tarafından yönlendirilen danışanlarda öncelikle bağlamı netleştirmek gerekiyor. Kaç seans terapiye, ne kadar süre ve aralıklarla gelmeye ihtiyaç duyuyorlar, psikoterapiye katıldıklarını belgelemeleri gerekiyor mu. Gerekli durumlarda bu kurumlarla iletişime geçebilmemiz için yazılı izne ihtiyacımız oluyor danışanlarımızdan ya da çocukların ailelerinden. Özellikle çocuk koruma gibi kurumlarla çalışırken buna ihtiyaç duyabiliyoruz. Tüm bu iletişimin sınırlarını baştan belirlemek gerekiyor.


Psikoterapist:
Psikoterapiye gelmeye nasıl karar verdiniz? Daha önce böyle bir deneyiminiz oldu mu?

Danışan:
Aslında gelmemi eşim istedi.

Psikoterapist:
Ne olmasını umuyor? Psikoterapi sürecinde ne gibi değişiklikler olsa, eşiniz terapiye gelmiş olmanızı isabetli bulur?

Danışan:
Bilmiyorum, ona sorun.

Psikoterapist:
Ne farklı olmuş olsa, eşiniz sizin artık psikoterapiye gitmeye ihtiyaç duymadığınızı düşünür?

Danışan:
Git dedi, geldim terapiye.

Danışan, bir başkası tarafından kendisine yaftalanan psikolojik hastalık ya da problem tanımını kabul etmiyor. Bunları kabul etse de psikoterapinin doğru bir tedavi metodu olmadığını düşünüyor olabilir. Böylece kimliğini ve sınırlarını koruma savaşı içerisinde. Karşı çıkarken kişisel güç kaynaklarını kullanıyor. Bu tür davranışları, kişinin kendisine değer verdiğinin bir işareti olarak görebiliriz. Danışana, bunların farkında olduğunuzu hissettirmek ve bakış açınızı ortaya koymak, iş birliği için önemli bir ilk adım olabilir.
İşin püf noktası, danışanın isteksizliğini bir çözüm arayışı olarak görmek ve buradan yola çıkarak iş birliği alanları oluşturmaya çalışmaktır. Danışanla bir güç savaşına girmekten kaçınmak gerekir. Bunun yerine, “Danışanımla geçireceğim vakti en iyi nasıl değerlendirebilirim?” sorusuna odaklanılmalıdır.

Zorla gelen danışanların direnç göstermesi, çoğu zaman savunmaya geçmeleridir. Yargılanmaktan, suçlanmaktan ya da değiştirilmek istenmekten korkan bir danışan, terapiyi pasif ya da aktif şekilde sabote edebilir. Bu noktada terapist, danışanın davranışlarını kişisel almadan, altında yatan kaygıları ve kontrol ihtiyacını anlamaya çalışmalıdır. Çünkü direnç, her zaman bir savunmanın işaretidir — ve savunmalar iyileşme için gerekli birer eşiktir.

Danışan terapiye istekli gelmemiş olsa bile, yaşamında yolunda gitmeyen bazı şeyler olduğunu çoğu zaman farkındadır. Bu farkındalığı bulmak ve üzerine çalışmak, gönüllü katılımın önünü açabilir. Terapist bu aşamada, dışsal hedefler yerine, danışanın kendi anlamlı hedeflerini keşfetmesine destek olur. “Senin için bu süreçten ne çıkarsa biraz olsun işine yarar olurdu?” gibi sorularla danışanı yavaşça sürece dahil etmek mümkündür.

Gönülsüz Danışanlarınıza Sorabileceğiniz Sorular

  • Buraya gelmeniz kimin fikriydi?
  • Terapiye başlamak sizin isteğiniz değildiyse, bu süreç sizin için ne anlam ifade ediyor?
  • Terapiye gelerek neyi elde etmeyi umuyorsunuz?
    (Danışanın gelmiş olmasını, küçük de olsa bir iş birliği adımı olarak görebilirsiniz. Bunun nedeni üçüncü bir kişinin mutlu olması ya da bir kurumun zorlaması bile olsa.)
  • Döngüsel soru. Sizin buraya gelmeniz gerektiğini neden düşünüyor olabilirler?
  • (Bu soru, danışanın çevresindeki kişilerle ilgili algısını anlamaya yardımcı olan döngüsel bir sorudur.)
  • Bu sürece dahil olmanızı isteyen kişi ya da kurum ne olmasını umuyor? Problemi nasıl tarif ediyorlar?
  • Sizden tam olarak neyin değişmesini istediklerini biliyor musunuz?
  • (Danışandan bu soruyu bir sonraki seansa kadar ilgili kişiye sormasını isteyebilirsiniz. Ya da üçüncü kişiyi bir seansa davet edebilirsiniz.)
  • Bu seanslara katılmazsanız ne gibi sonuçlar doğabilir?
  • Bu sonuçlara katlanmamak için nelere razısınız?
  • Size nasıl yardımcı olabilirim ki, …
    • diğerleri sizi rahat bıraksınlar (zorla terapiye gönderenler)?
    • diğerleri sizin psikolojik hastalıklarınız / problemleriniz olduğunu düşünmekten vazgeçsinler?
    • bir an önce benimle terapi yapmaktan kurtulun?

Vaka örneği

Erkek bir danışan psikoterapisti arayarak eşiyle birlikte terapiye gelmek istediklerini söyleyerek randevu alır. Psikoterapist bunun bir çift terapisi olduğunu düşünerek randevu verir.

Bazen danışanlar telefonda görüşmek istemezler. Özellikle kaygı düzeyi yüksek olan danışanlarda bu sıkça görülür. Bir başka durum da eşlerden birinin çift terapisi için telefon açması durumudur. Böyle durumlarda direkt danışanınızla telefonda konuşmamış olursunuz.

Danışan ve eşi geldiklerinde, eşi biraz şaşkın bir halde bekleme odasındadır. Oryantasyonunu kaybetmiş gibidir. Aldığı ilaçların etkisi altında olabileceğini düşünür psikoterapist.  Birkaç dakika içinde durum açıklığa kavuşur.

Psikoterapi için randevu alan koca, eşinin oldukça kötü bir durumda olduğunu, bir an önce tedavi olması gerektiği görüşündedir. Oysaki eşinin psikoterapiye geleceğinden haberi bile yoktu. “Seni bir yere götüreceğim” diyerek evden çıkarmıştır.  Kadıncağızın nerede olduğundan bile haberi yoktur.

***

Özellikle sevk zinciri içerisinde size ulaşmamış direkt yakınları tarafından yapılan aramalarla size ulaşan danışanlarınızla bu durumu yaşayabilirsiniz. Elbette danışanlarınızla böylesi bir durum yaşamamak için telefonda açık bir şekilde sorabilirsiniz, yakınlarının terapiye gelmeyi arzu edip etmediğini. Fakat yine de verdikleri cevaptan tatmin olmayabilirsiniz.

“Eşinizde evlilik terapisi almak istiyor mu?”

“Çocuğunuzla terapi konusunu görüştünüz mü?”

Bazen kısa bir belli belirsiz “evet” cevabı geliyor danışanlardan. Evet’in tonundan tahmin yürütebilirsiniz. Bu gibi durumlar çok yakın zamana randevu vermemeyi tercih ediyorum. “Lütfen eşinizle, çocuğunuzla bu konuyu görüşün” diyorum uygun bir dille. Bu şekilde aile içinde bu konuları görüşebilecekleri vakitleri oluyor.

Telefonda durumun ne kadar acil olup olmadığı konusuna karar verebilirsiniz. Kimi zaman hastaların kırk yıl beklemiş diz ağrısı o gece acilde mutlaka çözülesi gelir. Bunun gibi onlarca yıl kavga etmiş defalarca ayrılıp barışan eşlerden biri uygunsuz bir vakitte sizi arayabilir. “Mutlaka acilen yarın gelmemiz gerekiyor” diyebilir. Gerçek acil olanla, manik davranışları uzmanlar genellikle ayırabilirler.

Bazen de tüm önlemlerinize rağmen ofisinizde şaşkın aile bireyleri bulabilirsiniz. Ya da aralarında tartışıyor olabilirler. Bu gibi kriz müdahalelerine hazırlık olmak gerekiyor.

Eşlerden birisi evlilik terapisine gelmek istemezse

Eğer eşlerden biri terapiyi reddediyorsa, diğeri ısrarcı olabilir. Fakat bu çaba her zaman sonuç vermez. Çünkü:

Başkalarının yanında yürüyebilirsiniz. Ama başkalarının yolunu yürüyemezsiniz. – Yerli Amerikalı sözü

Her çiftin terapiye yaklaşımı farklı olabilir. Eşlerden biri terapi fikrine sıcak bakarken, diğeri çeşitli nedenlerle uzak durabilir. Bu durum aslında oldukça yaygındır. İşte sık karşılaşılan bazı sebepler:

Değişim karşıtı olmak

Çiftler arasında yaşanan çatışmalarda genellikle taraflardan biri değişim ister (bu genellikle kadın olur), diğeri ise mevcut düzenin devamından yanadır (bu da çoğunlukla erkektir). Bu yüzden taraflardan biri “Bizim terapiste ihtiyacımız yok” diyerek süreci baştan reddedebilir. Aslında burada bir taraf, ilişkiyi birlikte gözden geçirmeye henüz hazır değildir. Terapi, sadece diğerinin değişmesi için bir yol gibi görülür. Bu yaklaşım, terapiye giden yolu tıkar.

Psikoterapiyi tehlikeli bulmak

Bazı kişiler, terapide her şeyin kendi aleyhlerine döneceğini düşünür. “Terapist kesin beni suçlayacak” gibi bir kaygı taşırlar. Bazen de insanlar terapi sürecinin ileride yaşanabilecek boşanma ya da çocuk velayeti gibi konularda kendilerini dezavantajlı bir duruma sokacağından endişe ederler. Terapistin eşine yönelik olumsuz bir psikolojik rapor yazacağına dair korkular olabilir. Bu konuda endişelerinin yersiz olduğunu belirtmeniz de işe yaramayabilir. “O bir yolunu bulur” gibi cümlelerle ifade edilen genel güvensizlik, zaman zaman terapiste de yansır.

‼️Bazen bireyler, eşlerini terapiye getirip sizden eşlerinin haberi olmadan  eşleri hakkında psikolojik bir rapor yazmanızı isteyebilir. Bu, hem yasalara hem etik ilkelere hem de sağduyuya aykırıdır. Ancak boşanmaya giden zorlu süreçte böyle ‘yaratıcı’ beklentilerle karşılaşmak mümkündür.

Psikoterapinin işe yarayacağına inanmamak

Bazı insanlar için konuşmak, bir şeyleri değiştirecek kadar güçlü bir yöntem gibi gelmez. “Konuşarak neyi halledeceğiz ki?” düşüncesi oldukça yaygındır. Bazen de bir taraf artık ilişkinin telafisi mümkün olmayan bir noktada olduğunu düşünür. “Ok yaydan çıktı” duygusu hâkim olur. Genellikle böyle durumlarda kadınlar avukata, erkekler ise terapiye gider. Çünkü her iki taraf da farklı bir çözüm yoluna yönelmiştir.

Psikoterapisti beğenmemek

Psikoterapiye inanan ama eşinin seçtiği terapiste güvenmeyen ya da ona mesafeli duran kişiler de olabilir. “Senin bulduğun terapist anca bu kadar olur” gibi küçümseyici ifadeler, çoğu zaman çiftin birbiriyle yaşadığı çatışmanın terapiste yansımasıdır. Bu durum, terapistin kimliğinden çok, çiftin birbiriyle kurduğu ilişkideki gerilimin bir dışavurumudur. Bu nedenle, psikoterapist seçiminin birlikte yapılması, sürece daha adil ve dengeli bir başlangıç sağlar.

Bir bakış açısına göre, kime danışacağınızı seçtiğinizde, aslında ne duymak istediğinize de karar vermiş olursunuz. Yani çoğu insan, danışacağı uzmanın aşağı yukarı nasıl bir yaklaşım göstereceğini tahmin eder ve bu tahmine göre hareket eder. Bu noktada, yansıtmalar çok etkili olur. Örneğin “Başörtülü bir psikoterapist bizi asla boşanma yönünde desteklemez” ya da “Kadın terapist kesin karımı haklı bulur” gibi varsayımlar, kişinin kendi iç dünyasındaki önyargıları ve korkularını gösterir.

Bu yüzden, terapiye gitme kararı almak, terapist seçmek ve ilk randevuyu ayarlamak gibi adımlar yalnızca teknik değil; aynı zamanda çiftin iç dinamiklerini ve ilişki içindeki güç dengelerini de ortaya koyar.

Eşlerden biri ilişki terapisine katılmak istemediğinde yapılabilecekler

Eşlerden birisinin gönülsüz olmasına rağmen her iki eşte psikoterapi sürecine devam ettiği müddetçe görüş farklılıklarıyla başa çıkılabilir.

Her zaman her iki eşin aynı anda terapiye istekli olması beklenemez. Bazen taraflardan biri daha gönülsüzdür. Ancak bu, sürecin tamamen tıkanacağı anlamına gelmez. Önemli olan, çiftin içinde en az bir kişinin değişim için bir adım atmak istemesidir. Eşlerden biri isteksiz olsa bile, diğeri psikoterapi sürecine devam ettikçe ilişkideki görüş ayrılıklarıyla başa çıkmanın yolları bulunabilir.

Bu süreçte kişi bireysel terapiye başlayarak evliliği adına önemli adımlar atabilir. Çünkü çift terapisine gelinmese bile, ilişki bireysel olarak da çalışılabilir. Terapist olarak siz de danışanınızla birlikte, eşinin bu sürece nasıl ve ne şekilde katılabileceği üzerine konuşabilirsiniz.

Eğer eş değişime karşı direncinde ısrarcıysa, danışanınızla birlikte başka alternatifler üzerine odaklanabilirsiniz. Danışanın sınırlarını, beklentilerini ve kendi gücünü yeniden gözden geçirmesi bu aşamada oldukça önemlidir.

Bazı durumlarda, aile terapisti olarak eşle doğrudan iletişime geçmeniz de mümkün olabilir. Bir telefon ya da mektup yoluyla, sadece izleyici ya da destekleyici bir rolde ilk seanslara katılabileceğini belirtmek işe yarayabilir. Özellikle ilk görüşmelerde böyle bir eşe “misafir” gözüyle yaklaşmak, baskı yaratmadan sürece dahil olmasını kolaylaştırabilir. İlerleyen seanslarda ise, bu kişinin çekincelerini, korkularını ya da uzak durma nedenlerini birlikte keşfetmek mümkün olabilir. Davetinize her zaman olumlu yanıt alamayabilirsiniz. Karşı taraf mesajınıza hiç yanıt da vermeyebilir.

İlginizi çekebilir: Terapide mektupların 10 farklı kullanımı

Çocuklar psikoterapiye gönüllü değillerse

Çocukların çekiştirilerek psikoterapiye getirildiğine şahit olsam da, bu durum genelde yaşanmıyor. Çocukların gelmek istememesi, bazen aileler için de belirleyici oluyor ve terapi sürecinden vazgeçebiliyorlar. Ya da farklı yöntemlerle çocuklarını ikna etmeye çalışıyorlar.

Bu noktada danışanınıza, terapiye gelmemesinin kendisi için bir negatif sonucu olup olmayacağını sormak gerekir. Kimi zaman aileler, “ödevin bitmeden tableti alamazsın” gibi problem çözme yöntemlerini psikoterapiye de yansıtabiliyorlar. Psikoterapinin bir nevi ceza gibi sunulduğu bu durumlardan olumlu sonuç beklemek güçleşiyor. Bu gibi bir durumun yaşandığını özellikle sık terapi seanslarını iptal etme söz konusu oluyorsa fark edebilirsiniz. Tam terapinin olduğu gün karnın ağrıması gibi durumlar kastım.

Çocuk terapisinde önemli konulardan biri, çocuğun geldiği yerin bir psikoterapi ortamı olduğunu anlamasıdır. Bazen ailelerin tutumu, “Bak ne güzel oyuncaklar var, hadi gidelim.” şeklinde olabiliyor. Ancak çocuk, çocuk hakları uyarınca, psikoterapide olduğunu bilmelidir. Ayrıca neden psikoterapide oldukları da kendilerine anlayabilecekleri bir seviyede açıklanmalıdır. Bu öncelikle ailenin sorumluluğudur.

Bu bilgilendirmeyi, daha ilk görüşme gerçekleşmeden, danışanınızla yaptığınız telefon görüşmesinde talep edebilirsiniz. İlk geldiklerinde ise çocuklara doğrudan sorabilirsiniz:
“Neden burada olduğunu biliyor musun?”

Eğer bir çocuk daha önce tehdit edici bir şekilde terapiyle korkutulmamışsa — örneğin “Rahat durmazsan terapiye gitmek zorunda kalırız” gibi ifadelerle — genellikle küçük çocuklar terapi ortamını severler. Oyunlar, dikkatli bir yetişkinin ilgisi ve güvenli bir alan sunulması, çocuklar için oldukça çekicidir. Elbette, yabancılara karşı çekingen olan ya da yeni ortamlara alışmakta zorlanan çocuklar da olabilir. Ama bu, sürece başlamak için büyük bir engel oluşturmaz.

Terapiye açıkça direnç gösterme durumunu ise daha çok 14 yaş üzeri ergenlerde görüyorum. Bu yaş grubundaki gençler, kimle konuşacaklarını, ne anlatacaklarını ve neden geldiklerini daha sorgulayıcı bir yerden ele alırlar. Aile tarafından terapiye yönlendirilen ama kendi isteği olmayan ergenleri, genellikle ilk 5-10 görüşmeyi bir deneme süreci olarak değerlendirmeye davet ediyorum. Bu süreç boyunca, önyargılarını anlamaya çalışıyor ve zaman içinde güvenli bir ilişki kurarak katılımlarını artırmayı hedefliyorum.

14 yaş üzeri gençler çoğu zaman daha sağlıklı kararlar alabiliyorlar. Ancak 8-14 yaş aralığında, terapiyle doğrudan ilgili olmayan ama altta yatan bazı korkular sürece direnç olarak yansıyabiliyor. “Okula da benziyor mu?”, “Bir şey anlatınca başım derde girer mi?” gibi açıkça dile getirilmeyen ama davranışlarına yön veren endişeler bu yaş grubu için oldukça yaygındır.

Eğer tüm çabaya rağmen süreç ilerlemiyor ve çocuk, ödüllendirme gibi dışsal yöntemlerle terapiye getiriliyor ama aktif bir iş birliği göstermiyorsa, süreci sonlandırmayı tercih ediyorum. Bu hem terapinin etik çerçevede sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, hem de — özellikle sigortayla çalışan kurumlarda — bekleme listesindeki, gerçekten hazır ve motive olan danışanların hakkını korumak açısından önemli bir adımdır.

Bazı meslektaşlarım, genç birey açıkça “Ben terapiye gelmek istiyorum” demedikçe süreci başlatmaz. Ancak ben gençlerin, henüz ne olduğunu bilmedikleri bir şey hakkında karar vermekte zorlanmalarını anlaşılır buluyorum. Bu nedenle onlara seçenek sunmak, ilk görüşmeleri deneyim alanı olarak çerçevelemek ve terapiyi tanımalarına alan açmak gerektiğine inanıyorum.

Özellikle genç danışanlarla, terapinin ne olduğu ve ne olmadığı üzerine konuşmak işe yarar. “Burada seni değiştirmeye çalışmayacağım. Ama istersen birlikte bazı şeylere bakabiliriz. Bu bir deneme süreci olabilir” yaklaşımı, özellikle 14 yaş üstü gençlerde kaygıyı azaltır ve süreci daha güvenli bir deneyime dönüştürür.

Tüm çabalarınıza rağmen danışanla işbirliği kuramayabilirsiniz

Kimi danışanlarla işbirliği sağlamak mümkün olmaz. Özellikle terapiye zorlanmışlarsa.

Bu gibi durumlarda hedefim şu oluyor. Danışanım henüz terapi almaya hazır değil. Fakat ileride olabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca ilişkiyi çatışmasız tutmaya gayret ediyorum. Danışanın kaynaklarına ve ilişkiye göstermiş olduğu katkıya vurgu yapıyorum. Danışanımın düzenli olarak vaktinde seanslara gelmesi gibi.

Böylesi danışanlarımın bir kısmı daha sonra terapiye geri dönebiliyorlar. Hayatlarında değişiklikler olmuş, terapiye bakış açıları değişmiş olabiliyor.

Eğer zorlanarak da olsa gittikleri ilk terapi ilişkisi ağızlarında güzel bir tad bırakmışsa, önceden tanımış oldukları, telefonuna sahip oldukları terapisti arıyorlar. Bu sefer zorlanarak değil, gönüllü olarak. Geldiklerinde geri bildirimler vermem daha kolay oluyor. Zira iki yıl önceki halleriyle kıyaslama yapabiliyorum. Pozitif değişimleri vurgulayabiliyorum.

Zorla gelen danışanlara, terapiyi sürdürüp sürdürmeme kararının her zaman onlara ait olduğunu hatırlatmak önemlidir. Bu hem danışanın özerkliğini destekler hem de terapötik ittifakı güçlendirir. Bazı durumlarda, danışan terapiye gelmeyi bıraksa bile, ilk seanslardaki bu tarafsız ve saygılı yaklaşımı uzun vadede olumlu bir iz bırakabilir.

 


Kaynaklar

Von Schlippe, A., & Schweitzer, J. (2010). Systemische Interventionen. Göttingen: Vandenhoeck & Ruprecht.

About yonetim

Bunları da İnceleyebilirsiniz

Terapi hikayeleri: Minik Lina evde korku içinde

📖 Terapi Hikayeleri: Minik Lina Evde Korku İçinde Bu terapi hikayesi, ev içi çatışmalardan dolayı …