Sıklıkla eşlerden birisi (genellikle kadın) terapiye gelerek eşini çift terapisi için ikna edemedini belirtiyor. Ailelerin çocuklarını çekiştire çekiştire kliniğimize getirdiklerine şahit olduyorum. Aile bireyleri danışanın haberi olmadan randevu alıp, randevu günü pat diye terapiye getirmiş oluyor. Boşanmayla tehdit edilmiş, “çalışmak” istediğini söyleyen ama içten içe terapiyi ve değişimi çok gereksiz bulan eşler.

Bu danışanlarla geçirilen süreyi en verimli hale getirebilmek için yapabileceklerimiz var.

Kimler psikoterapiye zorlanır?

Görev yaptığım Avusturya’da zorunlu olarak terapiye gelmesi gereken gruplar oldukça fazla. Bunlardan bazıları şunlar;

  1. Risk grupları denen meslek sahipleri (itfaiyeciler, cenaze defin işlerinden sorumlu kişiler…)
  2. Boşanma sürecinde olan çocukları bulunan çiftler (10 seans minimum çocukları hakkında konuşmak için terapi almaları gerekiyor)
  3. Psikolojik hastalıkları nedeniyle ücretli izne ayrılanlar, geçici oturum alan mülteciler…
  4. Çocuk koruma davaları
  5. Şartlı tahliye gibi davaları
  6. Cinsiyet değişikliği gibi önemli kararlar verenler
  7. Mide küçültme ameliyatı yaptırmak isteyenler

(Bu yazının kapsamı bir insanı terapiye zorlamanın etik ve insani boyutunlarını aşıyor.)

İsteksiz danışanlarla çalışmak

Danışan bir başkası tarafından kendisine yaftalanan psikolojik hastalık ya da problem tanımını kabul etmiyor Böylelikle kimliğini koruma savaşı içerisinde. Karşı çıkarken kişisel güç kaynaklarını kullanıyor.

Kişinin kendisine değer verdiğinin işareti olarak görebiliriz böylesi davranışları. Bunların farkında olduğunuzu hissettirmeniz, bakış açınızı ortaya koymanız bile işbirliği için büyük bir ilk adım olabilir.

İşin püf noktası danışanın isteksizliğini bir çözüm arayışı olarak görerek işbirliklerini kazanmaya çalışmaktan geçiyor.

Danışanla güç savaşına girmekten kaçınmak gerekiyor. Bunun yerine danışanımla geçireceğim vakti en iyi nasıl geçirebilirim sorusuna odaklanılmalı.

Kim zorla terapiye gönderilmek ister ki?

Danışanla empati kurmaya davet ediyorum. Eşinizin sizi deli olmakla suçladığını ve zorla bir uzmana gönderdiğini düşünün. Birçok insan psikiyatri, psikoloji, psikoterapi hatta psikopat arasında ki ayrımı tam olarak bilmez. Terapiye yükledikleri birçok negatif anlamla birlikte tepkileri oldukça anlaşılabilir.

Bir gün uyansanız ve başkalarının duymadığı sesler duyduğunuzu fark etseniz. Bunu kime söylemeye cesaret edersiniz. Kimlere bu kadar çok güveniyorsunuz. Güvenerek açıldığınızı ve sizi hemen hasta olmakla itham ettiklerini düşünün.

Gönülsüz danışanlarınıza sorabileceğiniz sorular

Buraya gelmeniz kimin fikriydi?

Terapiye başlamak sizin isteğiniz değildiyse…

  • Terapiye gelerek neyi elde etmeyi umuyorsunuz? (Danışanın gelmiş olmasını küçük de olsa bir işbirliği olarak görebilirsiniz. Bunun nedeni üçüncü bir kişinin mutlu olması, ya da kurumun zorlaması bile olsa.)
  • Sizin buraya gelmeniz gerektiğini neden düşünüyor olabilir? (döngüsel sorular)
  • Burada (terapiyi zorunlu kılan kurum, kişi) ne olmasını umuyor? Problemi nasıl tarif ediyor?
  • Sizden tam olarak neyin değişmesini istediklerini biliyor musunuz? (Danışandan bu soruyu bir dahaki seansa kadar üçüncü kişiye sormasını isteyebilirsiniz? Veyahut da üçüncü kişiyi seansa davet edebilirsiniz.)
  • Bu seanslara katılmazsanız ne gibi sonuçlar doğabilir? Bu sonuçlara katlanmamak için neleri yapmaya hazırsınız? Bir an önce bunları gerçekleştirip benden kurtulabilmeniz için size nasıl yardımcı olabilirim?

Size nasıl yardımcı olabilirim ki, …

  • diğerleri sizi rahat bıraksınlar (zorla terapiye gönderenler)?
  • diğerleri sizin psikolojik hastalıklarınız / problemleriniz olduğunu düşünmekten vazgeçsinler?
  • bir an önce benimle terapi yapmaktan kurtulun?

Terapiye zorlanan aile bireyleri

Vaka örneği

Bir gün koridorda bekleyen danışanımı içeriye buyur ettim. Danışanım oryantasyonunu tamamiyle yitirmişti. İlaçların etkisinde olduğunu düşündüm. Birkaç dakika içinde durum açıklığa kavuştu.

Beni telefonda arayan kocası, eşinin oldukça kötü bir durumda olduğunu, bir an önce terapiye gelmesi gerektiğini söylemişti. Oysaki eşinin psikoterapiye geleceğinden haberi bile yoktu. “Seni bir yere götüreceğim” diyerek evden çıkarmıştı. Kadıncağızın nerede olduğundan bile haberi yoktu. Birçok kereler telefonda ısrarcı bir şekilde dile getiriyorum oysaki.

“Eşinizde evlilik terapisi almak istiyor mu?”

“Çocuğunuzla terapi konusunu görüştünüz mü?”

***

Kısa bir belli belirsiz “evet” cevabı geliyor. Evet’in tonundan tahmin yürütebilirsiniz. Bu durumda çok yakın zamana randevu vermiyorum. “Lütfen eşinizle, çocuğunuzla bu konuyu görüşün” diyorum uygun bir dille. Bu şekilde aile içinde bu konuları görüşebilecekleri vakitleri oluyor.

Telefonda durumun ne kadar acil olup olmadığı konusuna karar verebilirsiniz. Kimi zaman hastaların kırk yıl beklemiş diz ağrısı o gece acilde mutlaka çözülesi gelir. Bunun gibi onlarca yıl kavga etmiş defalarca ayrılıp barışan eşlerden biri uygunsuz bir vakitte sizi arayabilir. “Mutlaka acilen yarın gelmemiz gerekiyor” diyebilir. Gerçek acil olanla, manik davranışları uzmanlar genellikle ayırabilirler.

Bazen de tüm önlemlerinize rağmen ofisinizde şaşkın aile bireyleri bulabilirsiniz. Ya da aralarında tartışıyor olabilirler. Bu gibi kriz müdahalelerine hazırlık olmak gerekiyor.

Eşlerden birisi evlilik terapisine gelmek istemezse

Eşler farklı nedenlerle evlilik terapisinden uzak dururlar.

  1. Değişim karşıtı olmak

    • Evlilik çatışmalarında taraflardan birisi sıklıkla değişim talep ederken (genellikle kadınlar), diğeri statükonun korunmasından (genellikle erkekler) yanadır. Dolayısıyla evlilik terapisine gerek olmadığını düşünür.
    • Eşlerden biri diğerinin değişmesi konusunda ısrarcıdır. Birlikte ilişkilerini sorgulamaya henüz hazır değildir.
  2. Terapiyi tehlikeli bulmak

    • Terapistin eşiyle birlikte kendisini yaşananlardan sorumlu tutacağını düşünebilir kişi.
    • Kimi zaman eşler terapiye giderlerse ileride olabilecek muhtemel boşanma ve çocuk velayeti işlemlerinde dezavantajlı konuma düşeceklerini düşünürler. Terapistin eşine kendisi hakkında olumsuz psikolojik rapor yazması gibi korkulari oluyor. Bu tarz etik olmayan elbette geri çevirdiğim talepler de eşler tarafından oldu. Kanunen de hiçbir temeli yoktur. Kimse başkasının adına rapor alamaz. Ama bu yanlış inanış maalesef oldukça yaygın.
  3. Psikoterapinin işe yarayacağına inanmamak

    • Birçok insan konuşmanın olumlu bir etki yaratacağına inanmaz.
    • Bazen de çiftlerden biri artık okun yaydan çıktığını düşünür. Bizim evliliğimiz bitti, artık terapi için çok geç. Bu durum genelde kadınların avukata, kocalarının ise terapiye geldikleri durumlardır.
  4. Terapisti beğenmemek.

    • Bazı danışanlar da psikoterapiye inanır. Fakat eşinin seçtiği terapisti beğenmez. “Senin bulduğun terapist anca bu kadar olur” tutumu içerisine girer. Bu birçok konuda yaşadıkları çatışmanın bir yansımasıdır. Çift birbirlerine karşı olan öfkesini terapiste transfer eder. O yüzden çift terapisti seçimini de eşlerin bir arada yapmasında yarar var.

Çiftlerden biri terapiyi reddetmişse, diğeri ısrarcı davranabilir. Fakat ikna etmek güç olacaktır.

Başkalarının yanında yürüyebilirsiniz. Ama başkalarının yolunu yürüyemezsiniz. – Yerli Amerikalı sözü

Eşlerden biri ilişki terapisine katılmak istemediğinde yapılabilecekler

Eşlerden birisinin gönülsüz olmasına rağmen her iki eşte psikoterapi sürecine devam ettiği müddetçe görüş farklılıklarıyla başa çıkılabilir.

  • Eş tek başına bireysel terapiye başlayıp evliliği için adımlar atmaya başlayabilir.
  • Terapist olarak danışanınızla eşin terapiye, ya da değişim sürecine nasıl katılabileceği üzerine fikir yürütebilirsiniz.
  • Eş tutumunda ısrarcı oluyor ise, danışanınızın alternatifleri üzerinde durabilirsiniz.
  • Siz de aile terapisti olarak eşi telefonla ya da mektupla davet edebilirsiniz. Sadece seyirci olarak da eşine destek olabilmek için katılabileceğini söyleyebilirsiniz. Bu durumda özellikle ilk seanslarda eşe misafir gözüyle bakabilirsiniz. İleride kendilerine çekincelerini sorabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Terapide mektupların 10 farklı kullanımı

Tüm çabalarınıza rağmen danışanla işbirliği kuramayabilirsiniz

Kimi danışanlarla işbirliği sağlamak mümkün olmaz. Özellikle terapiye zorlanmışlarsa.

Mülteci danışanlarım bir an önce psikoterapiye katıldıklarına dair belgeye ihtiyaç duyuyorlar. Oysaki danışanım terapiye oldukça uzak. Psikoterapinin ne olduğunu bilmiyor. Hayatta her şey üst üste gelmiş.

Bu gibi durumlarda hedefim şu oluyor. Danışanım henüz terapi almaya hazır değil. Fakat ileride olabilir. Bu nedenle mümkün olduğunca ilişkiyi çatışmasız tutmaya gayret ediyorum. Danışanın kaynaklarına ve ilişkiye göstermiş olduğu katkıya vurgu yapıyorum. Danışanımın düzenli olarak vaktinde seanslara gelmesi gibi.

Böylesi danışanlarımın bir kısmı daha sonra terapiye geri dönebiliyorlar. Hayatlarında değişiklikler olmuş, terapiye bakış açıları değişmiş olabiliyor.

Eğer zorlanarak da olsa gittikleri ilk terapi ilişkisi ağızlarında güzel bir tad bırakmışsa, önceden tanımış oldukları, telefonuna sahip oldukları terapisti arıyorlar. Bu sefer zorlanarak değil, gönüllü olarak. Geldiklerinde geri bildirimler vermem daha kolay oluyor. Zira iki yıl önceki halleriyle kıyaslama yapabiliyorum. Pozitif değişimleri vurgulayabiliyorum.


Kaynaklar

Von Schlippe, A., & Schweitzer, J. (2010). Systemische Interventionen. Göttingen: Vandenhoeck & Ruprecht.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.