Sıklıkla duyuyorum bunu terapistlerden. “Danışanım kabul etmiyor… Yalan söylüyor resmen.”

Yalan söylemek kulağınızı mı tırmalıyor? O halde şu şekilde pozitif yeniden çerçeveleme yapayım. Danışanınız henüz arzu ettiğiniz kadar dürüst davranma konusunda adımlar atmadı. Pozitif kalın. Her an atabilir.

Burada danışanın bastırılmış travmalarıyla yüzleşmemesinden bahsetmiyorum. Ya da eşini ihmal eden kocanın bunun sorumluluğunu almaması da değil üzerinde durmak istediğim konu. İlgilendiğiniz buysa bakınız. Benim suçum değil: Danışanınız sorumluluk almadığında kullanabileceğiniz 10 Strateji. Veyahut da tek çocuk olarak çocuk terapisine gelen dokuz yaşındaki danışanımın bana haftalarca hayali beş kardeşinden bahsetmesi gibi bir durum hiç değil. Çift terapisi ya da aile terapisi uygularken birbirleri arasında sırlar oluşması da değil.

Peki neden mi bahsediyorum? Kumar oynama alışkanlığını bırakma hedefiyle terapiye gelen danışanımın bana “gayet başarılı bir şekilde kumardan uzak duruyorum” demesinden. O terapiden çıktıktan sonra ebeveynlerinin bana mesaj atıp danışanımın bu hafta yüklü miktarda para kaybettiğini mesajla tabiri caizse ispiklemesinden. Ya da kimse bana haber vermese bile danışanımın sözlerini duyduğumda hiç inandırıcı bulmamam. Ama yutkunarak bir şey de diyememem. İşte o tanıdık duygu.

Bu terapide sürekli yaşanıyor. Benim başıma defalarca geldi. Sizin başınıza da mutlaka gelmiştir. Psikoterapiye bir çok danışanımız “sahte” yaşam öyküsüyle başlayabiliyor. Zamanla hem psikoterapi dışında yaşadıkları ile ilgili hem de terapi süreciyle ilgili içten olmayan geri bildirimlerde bulunabiliyorlar. Örneğin;

  • Yalnızca geceleri bir bira içiyorum bu aralar. Bira içmeden uyumakta çok güçlük çekiyorum. Çok iyi oluyor. Bir bira sonra güzle bir uyku.
  • Çocukluğumla ilgili anlatacak bir şey yok. Çok güzeldi. Köyde o zamanlar dostluklar vardı… Hey gidi günler hey…
  • Terapiden çok faydalanıyorum. Bunun için size gerçekten çok minnettarım.
  • Eşim bana bir fiske bile vurmamıştır bu güne kadar.
  • Kocam gerçekten çok düzeldi. O eski hali yok artık. Bir görseniz… bana karşı inanılmaz ilgili…
  • Uyuşturucu problemimin bu terapiyle alakası olduğunu düşünmemiştim. O problem bir sene önce bitti zaten.
  • Eşimi aldattığımı söylememiş miydim size? Unutmuşum.

Psikoterapiye gelerek zaman, para ve enerji harcıyor danışanlarımız. Peki neden buna rağmen yalan söylüyorlar? Terapisti “kandırarak” meselelerinden kaçarak, amaçlarına nasıl ulaşabilirler? Düşünün doktora gittiğinizi ve durumun ciddiyetini kendisine aktarmadığınızı. İğneden korkan çocuk yapar ancak bunu. Ameliyattan kaçmak sizi ölüme götürmez mi? Tüm ayrıntılarına kadar doktorları her şeyi bilsin ister insanlar. Peki ya arabanızı tamire götürdüğünüzde. Arabadan duyduğunuz tuhaf sesleri saklıyor musunuz tamirciden? Yüksek ihtimalle hayır. Problemleri hakkında içtenlikle konuşmanın çözüme götürebileceğini bile bile insan peki neden yalan söyler?

Başlarının derde gireceğini düşünme

Psikoterapistler sır saklaması gereken meslek grupları içerisindeler. Danışanla terapist arasında konuşulanlar sır olarak kalır. Ama bu genel yargının gelin biraz üzerine gidelim.

Kendi yaşadığım Avusturya’da rahipler (örneğin; günah çıkarırken anlatılanlar), avukatlar (kendi avukatınıza yaptığınız itiraflar) ve terapistler sınırsınız sır saklama hakkına sahipler. Ama uygun görmemiz durumunda (örneğin; çocuk istismarı gibi) bunu bozabilme hakkına sahibiz. Bu psikoterapi kanunu olan Avusturya’da oldukça açık bir şekilde belirtilmiş ve biz de danışanlarımıza iletebiliyoruz.

Amerika gibi ülkelerde terapistlerin eli kolu daha da bağlı bu konuda. Birçok durumda ihbar etme zorunlulukları var. Yani burada konuşulanlar burada kalacak tam da danışanlarımızı yatıştırmıyor. Özellikle Avrupa’da birçok aile çocuk korumanın müdahalesinden çekiniyor. Kumar bağımlılığı olan danışanlarımız işlerini kaybetmekten… Liste uzar. Siz ne kadar sır kalacak da deseniz neden risk alsınlar? Size neden güvensinler? Hele de ebeveynleri bile onlara hayatı zehir etmişse.

Bu anlattıklarımdan ikna olmamış olabilirsiniz. Ben de olmadım. Olur olmadık her şey için yalan söylüyorlar ama diyebilirsiniz. Örneğin; korkuları varken yok olduğunu söylemek gibi. Biraz daha kurcalayalım bu konuyu. Gelin yapılan bilimsel araştırmalara göz atalım.

Danışanlar ne kadar sıklıkla yalan söylüyorlar?

Blanchard ve Farber (2015) “Terapide yalan söyleme” adında bir bilimsel araştırma yayınladılar. Şok şok. Araştırmaya katılan 547 danışanın %93’ü terapistlerine söyledikleri belirgin bir yalanı hatırladıklarını söylediler. Düşündüğümden çok daha fazla bu oran. Yalan söyledikleri şeylerden bazıları şunlar: 1) İntihar düşüncelerini saklama; 2) Madde kullanımını gizleme; 3) Kriminal faliyetlerinden bahsetmeme; 4) Yaşadıkları duygusal güçlüklerin şiddetini azaltma…

Çalışmaya katılanların %72.6’sı terapi süreciyle ilgili yalan söylediklerini belirtmişler. En baştada terapinin işe yaradığıyla ilgili ifadeler geliyor.

Araştırmacılar bu çalışmayı 800 danışanla yinelemişler. Bu sefer danışanlara devam etmekte olan terapilerinde kendilerini ne kadar “dürüst” hissettikleri sorulmuş. Katılımcıların %84’ü güncel meseleleriyle ilgili dürüst olmadıklarını belirtmişler.

Yalan var, yalan var…

Mevzu danışanların yalan söylemesi olunca yalanların niteliğine de göz atmalıyız.

Blanchard ve Farber’in (2015) yaptıkları çalışmanın sonuçları şöyle;

  • Terapistten önemli bir bilgiyi gizleme, uydurmadan daha sık yaşanıyor (3.5 kat daha fazla).
  • Yaşananların şiddetini küçültme ihtimali, abartma ihtimallerinden 6 kat daha fazla yaşanıyor.

Danışanların yalan söylemesini etkileyen faktörler neler?

Öncelikle nelerin yalan söyleme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığına bakalım. Danışanın ya da terapistin cinsiyeti, etnik grubu, eğitim ve gelir düzeyinin etkili olmadığını bulunmuştur.

Etkili olan iki faktör bulunmaktadır. Yaş ve terapi ilişkisi. Her iki çalışmada da genç danışanlar daha fazla yalan söylediklerini rapor etmişler. Bir ya da daha fazla konuda yalan söylediklerini belirtenlerin diğerlerine oranla ortalama 4-7 yaş daha genç olduğu görülmüş. Bu sonuçlar terapi dışında da yalan söyleme üzerine yapılan araştırmalarla uyuşuyor. Gençler genelde daha fazla yalan söyleme eğiliminde yani.

Yalan söylemede ikinci etkili faktör ise terapi ilişkisi. Eğer ilişki zayıf hissediliyorsa daha fazla yalan söyleniyor.

Danışanları yalan söylemeye iten faktörler nelerdir?

Birçok farklı neden rol oynayabilir. Bir kaçını sıraladım.

Utanma, çekinme. Biz her ne kadar terapide her şey konuşulabilir desek bile danışanlar kendilerini böyle hissetmiyorlar her zaman. Terapinin kabullenici ortamına da alışkın olmayabiliyorlar.

Kabullenme. Elbette danışanın kendi benlik algısıyla uyuşmuyor her zaman davranışları. Kendilerine hiç yakıştırmadıkları davranışlarda bulunmuş olabiliyorlar.

Terapide daha önemli gördükleri konuyu konuşurken, konunun dağılacağını düşünme. Bu sorunun da sıkça yaşandığını görüyorum. Kimi terapistler danışanı hayatının uzmanı olarak görmüyorlar adeta. Danışan belirli bir konuya odaklanmak isterken başka bir noktayı deşmeye gayret ediyorlar. Danışan da şimdi terapist takar bu konuya diyerek, kestirip atıyor bir yalanla ya da bahsetmiyor.

Terapisti üzmemek. Özellikle intihar düşüncelerini ifade etmemek için olabiliyor bu. Danışan bunu hayatında diğer insanlarla yapıyorsa bunu terapistine de taşıyabiliyor.

Diğer sebepler;

  • Güven konusunda genel olarak güçlükler yaşamak.
  • Söz konusu davranışı değiştirme isteklerinin hiç olmaması.
  • Kendilerinin de henüz kabul etmiş olmaması.
  • Söze dökülünce daha da gerçek olması, inkar etmenin güçleşmesi.

Yalan söyleseler ne olur?

Buradan haraketle şunu soruyorum. Diyelim ki “yalan” söylediler. Bu çok mu kötü? Terapinin etkinliğini defalarca psikoterapi araştırmaları ortaya koymuştur. Kısacası şöyle diyebilirsiniz. Yalanla dolanla… terapi işe yarıyor. O halde çok mu önemli doğruyu söylemeleri?

Bu aşamada söylemem gerekiyor sanırım. Terapiye post-modern paradigmadan bakıyorum. Özellikle modernist ve pozitivist bakış açılarıyla bakan meslektaşlarım danışanlarının yalanlarından çok daha fazla rahatsız olabiliyor. En azından daha fazla deşebiliyorlar. Benim gibi yapılandırmacı yaklaşanlar yalan da nedir sorusuna farklı cevaplar verebilir. Bana şunu diyebilirsiniz. Buraya kadar iyi gidiyordun Tuba. Nerden çıktı şimdi bilim felsefesi koca koca laflar. Türkçe anlatayım. Hayatımıza bir bakarız “mükemmeldi” deriz. Beş dakika sonra bakar “berbattı” diyebiliriz. Ailemizle ilgili görüşlerimiz seksen defa değişebilir. Şimdi yalan gerçekten var mı?

Yalan da nedir ki deyip bırakamıyoruz maalesef. Her şey bu kadar da göreceli mi yahu?

Yakından bakalım.

Örnek. Danışanım içki bağımlılığından kurtulmak istediğini söyleyerek terapiye başlıyor. Günde üç dört bira içerken bana bir tane içtiğini söylüyor. Aynı zamanda kullandığı anti-depresanların hiç bir işe yaramadığını. Terapide yakınıp duruyor psikiyatrından. “Bana bu psikiyatrın verdiği ilaç yaramadı.” Söylemiyor ama şunu da demek istiyor belki. “Senin yaptığın terapi zaten hepten boş boş konuşma… Konuşmadan ne olur ki” Ben şimdi bu danışanıma nasıl yardımcı olayım…

Örnek. Danışanım ne yaparsa yapsın kilo alamadığından şikayet ediyor. Annesini terapiye davet ediyorum. “Kızıma her gün hastanede serum verilmeli. Bu kızın bünyesi böyle… ben de böyleydim gençken… ” muhabbeti çekiyor saatlerce. Psikiyatride psikosomatik kliniğinde kaç kere duydum acaba bunları. Upps. Birileri her yemekten sonra kendisini zorla kusturduğunu bana söylemeyi mi unuttu acaba? Ben bu durumda nasıl yardımcı olabilirim?

Örnek. Erkek danışanım ereksiyon problemi yaşadığını söylüyor. Eskiden hiç yaşamıyormuş. İş yerindeki sorunlarla birlikte başlamış. Evlilik terapisi sürecinde saatlerce bu konu çalışılıyor. Uppps. Danışanın evlilik bir dışı ilişkisi varmış ve bu problem sadece kendi eşiyle birlikte olmaya çalışırken yaşanıyormuş. Ben bu durumda nasıl yardımcı olabilirim?

Yani yalanla dolanla dönsede bazı terapiler, baltalıyor süreci bu kesin.

Kafamdaki deli sorular

Amacımız nedir burada? Danışanlarımızın daha dürüst insanlar olmaları mı? Terapi sürecinde bize karşı daha dürüst olmaları mı?

Danışanlarımızın bize söylemekte güçlük yaşadıkları ve yalan söyledikleri (ya da gizledikleri) konuların tam da çalışılması gereken konular olduğunu mu düşünüyoruz? Sigmund Freud ve “birisi bir yere bakmıyorsa orada mutlaka bir şey mutlaka vardır” muhabbeti.

Aklımıza bu aşamada intihar konusu gelebilir. Elbette danışanım intihar etme isteğini benden çekinerek saklıyorsa, bunu paylaşabileceği bir ortam yaratarak gerçeği bilmeliyim… ve yardımcı olmalıyım diyebiliriz. Örneğin; danışanı psikiyatriye yatma konusunda ikna edebilir ve belki de yaşamının kurtulmasına vesile olabilirsiniz.

Danışanlarımıza daha dürüst olmaları konusunda nasıl yardımcı olabiliriz?

Danışan için kabullenici ortam oluşturmanın etkili olacağı muhakkak. Sanıyorum terapistlere (denemedim henüz sadece tahmin) bu soruyu yöneltsem… “Danışanınızın daha dürüst olması için neler yapmalısınız?” Yüksek ihtimalle bir çoğu bu şekilde cevap verecektir. “Güven ortamı oluşturmak. Sıcakkanlı, sevecen… olmak…” Elbette tüm bunlar terapide oldukça önemli. Ama danışanınızı daha dürüst yapar mı emin değilim.

Şu önermede de bulunmak istiyorum. Bazen danışanlarınıza direkt olarak sormanız gerekiyor. Baya baya sormak. İntihar eğiliminin olduğundan mı şüpheleniyorum danışanımın soruyorum. Elbette usturuplu bir şekilde. Şöyle bir soru yöneltiyorum. “Bu hafta sizin için endişelenmeli miyim?” Bu kadar basit. Direkt soruyorum. Şimdiye kadar işe yaradığını söyleyebilirim kendi danışanlarımda.

Ayıp mı olur. Evet, bazen özür dilemem gerekebiliyor. Örneğin; “ereksiyon probleminizi sadece eşinizle mi yaşıyorsunuz…” Danışan tersleyebiliyor. “Ne demek istiyorsunuz ben şöyle böyle adamım…” Terapi sürecinde özür dilemeyi ve ilişkiyi tamir ederek devam etmeyi de öğrenmek gerekiyor. Uyumlu (authentic) olmadan danışanımın karşısına geçip içimden “tabi tabi kesin öyledir” demekten daha iyidir diye düşünüyorum. İnsanlar dürüst olmadığınızda bir gariplik olduğunu zaten seziyor. Terapide iyileştiren ilişki ise bu dürüstlüğe en azından benim ihtiyacım var.

Çuvaldızı kendimize

Sadece bize gelen danışanlarımız değil. Birçok psikoterapi eğitimi alan öğrencide kendi yüzlerce saat analizden geçerken terapistlerine yalan söyleyebiliyor. Bu konuda yapılmış bir araştırmaya rastlamadım. Ama yapılırsa ve daha yüksek oranlar çıkarsa da şaşırmam. Zira öğrenci bu analizleri “madem eğitimim için mecburi faydalanayım en iyi şekilde” diye düşünmeyebiliyor. Geçilmesi gereken bir sınav gibi görebiliyor. Sonuç iyi olmuyor. Zira analist genellikle henüz açılmadıklarını düşünerek daha da fazla saat ekleyebiliyor. Ya da boşuna geçirilmiş saatler…

Önceki İçerikGestalt terapi
Sonraki İçerikGestalt terapi teknikleri
Ben Fatma Tuba Aydın. Avusturya'da lisanslı Sistemik Aile Terapisti olarak çalışıyorum. Çift zamanlı olarak Sigmund Freud Üniversitesinde Psikoterapi Bilimi alanında doktoramı yapmaktayım. Ülkemizde gelişmekte olan psikoterapi ve pozitif psikoloji alanları hakkında bilgi edinmek isteyenlerin yararlanmasını umduğum siteme hoşgeldiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.