Carl Rogers (Carl Ransom Rogers) 8 Ocak 1902 – 4 Şubat 1987

Carl Rogers Türkiye’de ve dünyada çokça tanınan psikolog, birey merkezli terapinin kurucusu ve hümanist psikolojin önderlerindendir. Hakettiği kadar tanınmayan yönü ise psikoterapi araştırmalarının da kurucularından olmasıdır. Carl Rogers hakkında yazılmış oldukça kısıtlı sayıda Türkçe kaynak bulunmaktadır. Bu yazıyı kendisine terapist olarak çok şey borçlu olduğumuzu düşündüğüm büyük ustayı tanıtmak için kaleme aldım.

İlginizi çekebilir: Hümanist psikoloji nedir?

Carl Rogers Sigmund Freud gibi psikanalistlerin aksine kendi yaşamını paylaşmakta bir beis görmemiş hatta bunun gerekliliğine de inanmıştır. Bu savunduğu değerlerle de örtüşmektedir. Psikoterapi insan insana bir dokunuştur onun için ve bu ilişkide bir tarafın kendisini saklaması mümkün değildir.

Meşhur kitabı Kişi Olmaya Dair‘in (On Becoming a Person) İşte Ben (This is Me) adlı ilk bölümünde kendi hikayesini anlatmıştır. Ayrıca birçok farklı biyografisi de bulunan Carl Rogers hakkında okuduklarımdan derledim bu yazıyı.

En kişisel olan en evrensel olandır. – Carl Rogers

Carl Rogers’ın yaşamındaki önemli tarihler

  • 1902 8 Ocak: Chicago yakınlarındaki Oak Park, Ill’de dünyaya geldi.
  • 1919 Wisconsin Üniversitesinde Ziraat Bölümünde lisans eğitimine başladı.
  • 1922 Altı ay süren Çin gezisi, Hristiyanlık Konferansı.
  • 1922 22 Ekim: Helen Elliott ile nişanladı.
  • 1924  Wisconsin Üniversitesi Tarih Bölümünde lisans eğitimini tamamladı.
  • 1924 Ağustos 28: Helen Elliott ile evlendi.
  • 1924 The Union Theological Seminary Teoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimine başladı.
  • 1926 The Union Theological Seminary Teoloji Bölümünü Columbia Üniversitesi Eğitim Fakültesi için terk etti.
  • 1926 Mart 17: İlk çocuğu David Elliott Rogers dünyaya geldi.
  • 1927 Haziran 1: Columbia Üniversitesi Eğitim Fakültesinden mezun oldu.
  • 1928 Rochester Society for the Prevention of Cruelty to Children’da işe başladı. Burada risk gruplarında yer olan çocuklara danışmanlık yaptı.
  • 1928 9 Ekim: kızı Natalie Rogers dünyaya geldi.
  • 1931 Mart 20: Columbia Üniversitesinde Doktora eğitimini tamamladı.
  • 1935 – 1940 Rochester Üniversitesinde dersler verdi.
  • 1939 yılında Problemli Çocuğun Klinik Tedavisi (The Clinical Treatment of the Problem Child) adlı ilk kitabı yayınlandı.
  • 1940 Aralık 11: Minnesota Üniversitesinde vermiş olduğu bir konuşma birey merkezli terapinin doğuşu olarak kabul edilmiştir.
  • 1940 – 1945 Ohio Devlet Üniversitesinde Psikoloji Profesörü oldu.
  • 1942 yılında Danışmanlık ve Psikoterapi (Counselling and Psychotherapy: Newer Concepts in Practice) kitabı yayınlandı.
  • 1945 – 1957 Chicago Üniversitesinde akademisyen, üniversitenin danışmanlık merkezinde yöneticilik yaptı.
  • 1946-7 APA’nın yöneticiliğini yaptı.
  • 1951 Danışan Merkezli Terapi (Client Centered Therapy) kitabı yayınlandı.
  • 1956 APA tarafından yaptığı bilimsel araştırmalar nedeniyle Distinguished Scientific Contributions ödülüne layık görüldü.
  • 1957 – 1963 Wisconsin Üniversitesinde akademisyenlik görevinde bulundu.
  • 1961 en çok tanınan kitabı olan On Becoming a Person (Kişi Olmaya Dair) adlı kitabı yayınlandı.
  • 1964 – 1968 yılında in La Jolla, California’da bulunan Western Behavioral Sciences Institute (WBSI) araştırma kuruluşunda çalışmalara başladı.
  • 1964 Amerika Hümanist Derneği (American Humanist Association) tarafından yılın hümanisti seçildi.
  • 1968 WBSI’den bazı arkadaşlarıyla birlikte ayrılarak Center for Studies of the Person (CSP)’yi kurdu.
  • 1968-1977 Etkileşim gruplarıyla çalıştı.
  • 1975-1985 Birçok ülkede barış faaliyetlerinde çalıştı: Japonya, Güney Amerika, Rusya, Avrupa, Latin Ülkeleri
  • 1979 Helen Rogers vefat etti.
  • 1980 Kişi Olmaya Dair (A Way of Being) kitabı yayınlandı.
  • 1987 Ocak 28: Nobel Barış Ödülüne aday gösterildi
  • 1987 Şubat 4: San Diego, California’da kalp krizinden vefat etti.

Carl Rogers’ın çocukluğu

Carl Rogers altı çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İki abi, abla ve iki de küçük erkek kardeşe sahipti. Babası Walter A. Rogers inşaat mühendisi ve annesi Julia M. Cushing ise koyu bir protestandı. Rogers ailesini oldukça dindar, ahlaki değerlere bağlı ve çalışkanlığın erdemine inanmış bir protestan aile olarak betimlemiştir.

Carl’ın çekingen, kolaylıkla ağlayan ve abileri tarafından şaka malzemesi olarak görülen bir çocuk olduğu söylenmiştir. Yakın bir ilişkiye sahip olduğu annesi ve büyük kardeşleri ona dört yaşındayken okumayı öğretmiştir. Okumayı ilk öğrendiği yıllarda özellikle de İncilde geçen hikayeleri okumuştur.

Carl Rogers sıklıkla ailesinin ne kadar kontrolcü olduğundan bahseder. Daha çocuk yaşta iken diğer ailelerden çok farklı olduklarının bilincine varmıştır. Evlerinde alkollü içeceklere, oyun kartlarına, tiyatro ziyaretlerine ya da kayda değer bir sosyal yaşama yer yoktur. Protestan geleneklere bağlı kalınarak çalışmanın erdemi vurgulanmıştır. Sigara içen, dans eden, sinemaya giden, kartlarla oynayan… diğer ailelere ve insanlara son derece kuşkuyla yaklaşmışlardır. Rogers’ın ebeveynleri diğer ailelere karşı toleranslı davranmak gerektiğini -zira bu aileler cehalet içindeler- düşünmüştür. Fakat aynı zamanda mümkün olduğunca uzak durmaya çalışmışlardır.

“İlk kola şişemi açtığımda içimden hafif bir günahkarlık duygusu geçmişti” der Carl Rogers. Böyle bir aile ortamında Rogers içine kapanık bir çocuk halini alarak vaktinin büyük kısmını okuyarak geçirmiştir. Üniversiteye başlayıncaya kadar yakın arkadaşlıklar kuramadığı ifade etmiştir.

Oniki yaşına geldiğinde ergen çocuklarını şehrin ayartıcı dünyasında büyütmek istemeyen aile Chicago’da bir çiftlik almıştır. Bilimsel yöntemlerle çiftliğini idare etmek isteyen babası tarım konusunda birçok kitap satın almıştır. Çocuklarının çiftlikte farklı deneyimler kazanmaları için onları cesaretlendirmiştir. Rogers’ın çocukluk döneminde ziraat ile uğraşması ona deneysel anlamda bilimsel düşünme kabiliyeti kazandırmıştır. Aynı zamanda yapılan deneylerin sonuçlarını takip edebilmek için sabırlı olmak gerektiğini göstermiştir.

Carl Rogers – Eğitim hayatı

İçine kapanık, ailesinde sıcaklık bulamayan Rogers’ın hayatında kitap büyük bir yer tutar. Okula başladığında arkadaşlarından birkaç sınıf ötesinde okuma seviyesindedir. Bu onu daha da fazla yalnızlaştırır.

Lisans eğitimi – Wisconsin Üniversitesi (1920 – 1924)

Rogers Üniversite yıllarında kendisini ait hissettiği alanı bulmaya çalışmıştır. Wisconsin Üniversitesinde ziraat eğitimine başladıktan sonra rahip olmak istediğine karar vermiştir. Kendisini rahiplik mesleğine daha iyi hazırlayabileceğini düşündüğü tarih bölümüne geçmiştir.

Çin gezisi

1922 yılında üçüncü sınıf öğrencisi iken on kişilik bir öğrenci grubu ile altı aylık Çin gezisine katılmıştır. Çin gezisi hayatında büyük bir etki yaratmıştır. Bu gezide savaştan dört yıl sonra Alman ve Fransız gençlerin birbirlerinden nasıl da nefret ettiğine şahit olmuştur.

Evinden uzakta geçirdiği Çin gezisinde dini ön kabullerini sorgulamış ve ailesinin dini inançlarını daha fazla kabul edemeyeceğine karar vermiştir. Kliseden ziyade İsa’nın kendi kişiliğine hayranlık duymaktadır. Oldukça içten bir şekilde ailesine yazdığı mektuplar ailesini şoke ederek öfkelendirse de Rogers içtenlikten vazgeçmemiştir. Ailesinin öğretilerinden ayrılma kendisi için zor olsa da bu kararından sonraki yıllarda hoşnut olmuştur.

Bu yıllarda başlayan kırılma ileride agnostik olmaya itmiştir kendisini. Rogers daha ilerleyen yaşlarında ise mistik, maneviyat ve aşkınlık gibi deneyimlere daha açık olmuştur.

Yüksek lisans eğitimi – İlahiyat (1924 – 1926)

1924 yılında o zamanın en liberal okullardan biri olarak nitelendirilen Union Theological Seminary’de teoloji eğitimine başlamıştır.

Okulda Rogers’ı en çok etkileyen ders ise şu olmuştur. Öğrenciler üniversite yönetiminden bir hocanın bulunmadığı serbest konuşabilecekleri bir ders temin etmesini istemiştir. Okul yönetimi genç bir asistanın derslere aktif katılmayarak dinleyebileceği bir derse şaşırtıcı bir şekilde izin vermiştir. Rogers direktif olmayan bu dersten büyük bir hoşnutluk duymuştur. Hocasız geçen bu derste birçok öğrenci neden teoloji eğitimi aldıklarını sorgulamış ve bu mesleği bırakmıştır. Daha sonraları bu deneyiminden hareketle “bir mesleği bırakmak istiyorsanız, ben bu mesleği niye seçtim sorusunu kendinize sorun” demiştir.

Teoloji eğitimi sırasında rahip olmaya hazırlanan Rogers küçük bir klisede vaazlar vermiştir. Diğer vaizlerin aksine çok kısa sunumlar (yaklaşık yirmi dakika) yapmıştır. Başkalarına ne yapmaları gerektiğini söylemekten ve kendi dünya görüşünü başkalarına empoze etmekten büyük bir rahatsızlık duymuştur.

Carl Rogers (1961) mesleğinde kalabilmek için belirli fikirleri ömür boyu kabul etme düşüncesini korkunç bulduğunu dile getirmiştir. Bunu ileriki yıllarda bilimsel araştırmaların körü körüne kabulü hakkında da dile getirmiştir.

Üniversite yıllarında eğitim felsefesi ve yeni gelişmekte olan psikoloji ve psikiyatri derslerine ilgi duymaya başlamıştır. Yakınlarında bulunan Columbia Üniversitesinde Leta Hollingworth’un verdiği klinik psikoloji derslerine misafir olarak katılmıştır.

Teoloji alanının önkabulleriyle devam etmek istemeyen Carl Rogers yüksek lisans eğitimi sonrasında bu alanda devam etmemiştir.

Doktora eğitimi – Columbia Üniversitesi (1928 – 1931)

Teoloji eğitimine devam etmemeye karar veren Rogers için yeni bir kariyer tercihi hiç de zor olmamıştır. Sıklıkla ziyaret ettiği Columbia Üniversitesi Eğitim Fakültesinde kalıcı olmaya karar vermiştir. Doktora yıllarında çocuk danışmanlığına yönelmiştir. Bir anlamda çok bilinçli tercihler yapmak yerine ilgi alanlarının peşinden gitmiştir. Eşi Helen ise bu konuda kendisine büyük destek sağlamıştır.

Doktora Tezi. 1931 yılında doktorasını tamamlamıştır. Doktora tezinde 9-13 yaşları arasındaki çocuklara uygulanan bir kişilik adaptasyonu ile ilgili test geliştirmiştir. Bu test 1970’lere kadar oldukça çok uygulanan bir test olmuştur.

Carl Rogers’ın bu dönemdeki yaşamına iki farklı akım yön vermiştir. Bir yandan üniversitede pozitivist bilim felsefesine uygun bir şekilde uygulanan objektif istatistiki metodlar Rogers’ın bilime verdiği aşırı öneme uymaktaydı. Fakat ilahiyat okurken her şeyin din ile açıklanmasından hoşnutsuzluk olan Rogers akademisyenlik hayatında da her şeyin bilim ile açıklanmasından rahatsızlık duymuştur. Diğer yandan ise çalıştığı ortamda yoğunluklu olarak psikodinamik yaklaşım uygulanıyordu. Bu iki çok farklı akım arasında kalan Rogers’da oluşan memnuniyetsizlik kendi metodunu geliştirmesinde etkili olmuştur.

Carl Rogers’ın üzerinde etkili olan isimler

Doktora yıllarında Otto Rank ile tanışmıştır. Rank ve öğrencisi Jessie Taft’tan oldukça etkilenmiştir.

  • Otto Rank ve Rank’in öğrencisi Jessie Taft
  • Martin Buber
  • Frederick Allen
  • Karen Horney
  • ….

Carl Rogers ve kurmuş olduğu birey merkezli terapi Amerikan psikolojisi ve onun vurguladığı bilimsel metod, objektif değerlendirme yöntemleri, hipotezleri test etme ve operasyonel tanımlardan etkilenmiştir.

Carl Rogers gestalt psikolojinin bütüncül anlaşından da etkilenmiştir.

Carl Rogers – Evliliği

Üniversitede iken çocukluğundan beri tanıdığı eşi Helen’e aşık olur. Helen o sıralarda Wisconsin Üniversitesinde sanat eğitimi almaktaydı. Carl Rogers eşi ile nişanlandığı 22 Ekim 1922 tarihini hayatının en büyük mucizelerinden biri ve tepe deneyim olarak tasvir etmiştir. 1924 yılında mezuniyetinden iki ay sonra ailelerinin işlerinde ilerlemelerini beklemeleri konusundaki ısrarlarına rağmen evlendiler.

1926 yılında teoloji bölümünü tamamlayarak, psikoloji bölümüne geçiş yaptığı sene ilk oğlu David dünyaya gelmiştir. O zamanlar psikolojide çocuk eğitiminde Watson’un yaklaşımı moda idi. İlk başta oğullarını buna göre yetiştirmeyi planlasalar da eşinin aklı selimi kullanması ile bundan uzaklaştılar. David Rogers tıp alanında bir araştırmacı ve dezavantajlı grupların sağlık hizmetlerinden yararlanması konusunda bir aktivist olmuştur.

Bir oğlu ve bir kızı olan Rogers ebeveynliğinin ilk yıllarında çok duyarlı olamadığını dile getirmiştir. Bu konuda eşini daha anlayışlı bulmuştur. Çocuklarından çok şey öğrendiğini belirten Rogers ileri yaşlarında da çocukları ve onların eşleriyle derin iletişimler kurabilmekten dolayı hoşnutluk duymuştur.

Kızı Natalie Rogers çocuk merkezli terapi ve sanat terapisi alanında yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Natalie’nin süpervizörü Abraham Maslow’dur.

Carl Rogers – Kariyeri

Çocuk danışmanlığı

Doktora yıllarında büyüyen ailesini geçindirmek için çalışma ihtiyacı duymuştur. Rogers psikolog olarak çocuklara karşı işlenen suçları önleme üzerine çalışılan bir birimde işe başlamıştır. (Society for the Prevention of Cruelty to Children). Sevdiği işi yapmak kendisine mutluluk verirken diğer yandan akademik çevreden uzak kalmıştır.

Bu bölümde yoğun olarak mahkemelerin yönlendirdiği çoğu dezavantajlı gruplardan gelen çocuklarla ve ergenlerle çalışmıştır. Çalışmalarında özellikle yaptıkları müdahalelerin etkili olup olmadığı sorusuyla ilgilenmiştir bu 12 yıllık süre içerisinde. Eğitimini almış olduğu metodlarla kendisine gelen birçok gence yardımcı olamadığını gözlemlemeye başlamıştır. Özellikle uzman ve danışan arasındaki hiyerarşik ilişkinin danışana katkısı olmadığı sonucuna varmıştır.

Carl Rogers – Vaka örneği

Carl Rogers bir anneye ebeveynliği konusunda nazikçe uyarılarda bulunmaya çalışır. Anne ise her türlü eleştiriyi reddeder. En sonunda Rogers kadına bir şey anlatmaya çabalamaktan vazgeçer. Kadın tam odadan çıkarken dönerek erişkinlere de yardımcı olup olmadığını sorar. Rogers’ın “evet” demesi üzerine bu sefer tüm hikayesini kendi perspektifinden anlatmaya başlar. Evliliğiyle ilgili olan ciddi problemlerini ve çaresizliğini dile getirir. Bunun üzerine Rogers’ın terapinin nasıl devam etmesi gerektiği konusunda uzman olan kişinin danışan olduğuna olan inancı pekişir.

Bu vaka kendisine şunu öğretmiştir;

Neyin incittiğini, hangi yöne gidilmesi gerektiğini, hangi problemlerin önemli olduğunu, hangi tecrübelerin derinlerde gömülü olduğunu bilen kişi danışandır. – Carl Rogers

Carl Rogers’in ilk kitabı – Problemli Çocuğun Klinik Tedavisi

Carl Rogers çocuk danışmanlığı tecrübelerinden yola çıkarak 1939 yılında The Clinical Treatment of the Problem Child (Problemli Çocuğun Klinik Tedavisi) adlı kitabı yayınlanmıştır. Bu kitapta farklı terapi yöntemlerini değerlendirdikten sonra terapistin tutumunun önemli olduğundan bahsetmiştir.

Bu kitapta vurguladığı terapistlerde olması gereken özellikler şunlardır;

  • Terapistin danışanına otantik bir ilgi göstermesi ve aşırıya kaçmayan bir sempatiye sahip olması gerekmektedir.
  • Çocuklara birey olarak saygı duymak ve giderek bağımsızlaşmalarına eşlik etmek faydalı olacaktır.
  • Terapistin bireysel farkındalığı ve kendisini kabullenişi oldukça önem arz etmektedir.
  • Terapistin insan davranışları hakkında temel psikoloji bilgilerine sahip olması gerekmektedir (Rogers, 1939).

Ohio Devlet Üniversitesi (1940 – 1945)

1940 yılında Ohio Devlet Üniversitesinde profesör olarak çalışmaya başlamıştır. Buradaki görevi 1945 yılına kadar sürmüştür. Problemli çocukların tedavisi ile ilgili yazmış olduğu kitabı etkili olmuştur bu pozisyona getirilmesinde. Akademik kademeleri yıllar içerisinde adım adım yükselmek zorunda olmayışını bir lütuf olarak görmüştür Carl Rogers. Akademide yükselme çabalarının bireyin özgürlüğünü körelttiği düşüncesindedir.

Ohio’da klinik stajları organize etmiş böylelikle ilk defa Üniversite içinde süpervizyon altında terapi öğrencileri danışan almışlardır.

Carl Rogers’ın çalışmaları radikal davranışçı deneylerin hüküm sürdüğü psikoloji bölümlerinde kariyerinin ilk yıllarında kabul görmemiştir. Psikiyatri alanında görev alan sosyal çalışanlarla ise kendi dilini konuşabildiğini görmüştür. Bürokrasi ile yılmadan mücadele eden Carl Rogers önce sosyal çalışanlar, sosyoloji ve eğitim alanlarında kendisine yer bulmuştur. Ancak yıllar sonra psikoloji alanında da kabul görmüştür. Bu süre içerisinde psikiyatrların de tepkisini çekmiştir.

Psikiyatrlar çalışmalarına olan tepkilerini en aza çekebilmek için yaptığı çalışmalara psikoterapi yerine danışmanlık demiştir. Zira tedaviyi sadece tıp eğitimi almış olanların yapabileceğine inanılıyordu. Yıllar boyunca birçok araştırma yaptıktan sonra psikoloji ve psikiyatri alanında ki uzmanlar, siz basbayağı psikoterapi yapıyorsunuz demişlerdir. İklim bu konuda yumuşadıktan sonra Carl Rogers’da psikoterapi kelimesini kullanmaya başlamıştır. Bu tarihsel gerçeklik maalesef psikoterapi ve danışmanlık arasında fark var mı yok mu tartışmalarına zemin hazırlamıştır. Halen Amerika’da birçok uzman bu iki kelimeyi birbirinin yerine kullanırken, Avrupa’da çok katı ayrımlar bulunmaktadır bu iki meslek arasında.

Birey merkezli terapinin doğuşu

11 Aralık 1940 tarihinde Minnesota Üniversitesinde “Newer concepts in psychotherapy” (Psikoterapi’de Yeni Konseptler) adlı bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma birey merkezli terapinin doğum günü olarak anılmıştır. Oldukça direktif metodlar uygulayan Minnesota Üniversitesinde yapmış olduğu bu konuşma büyük tartışma konusu olmuştur. Öyle ki birey merkezli terapinin öncülerinden olan Brian Thorne bu konuşmaya giderken Rogers’ın çantasında bir “zaman bombası” taşıdığını iddia etmiştir.

Danışmanlık ve Psikoterapi kitabı

Carl Rogers 1942 yılında Danışmanlık ve Psikoterapi (Counselling and Psychotherapy) kitabını yazmıştır. İlk defa bu kitapta “client” kelimesi kullanılmıştır. Türkçeye sıklıkla danışan olarak çevrilen bu kelime hizmet alan anlamı taşımaktadır. Her ne kadar Rogers bu terimden çok hoşnut olmasa da danışanın aktif oluşunu vurguladığı için yerinde bulmuştur. Zamanla tepkilerin azalması ve kabul görmesi ile terapist ve danışmanlık kelimelerini değişken olarak kullanmıştır.

Kendisinden hizmet alanlar için “client” danışan kelimesini ilk defa Rogers kullanmıştır.

Bu kitap Ohio Üniversitesinde Rogers’in kimi öğrencileri tarafından İncil gibi görülürken birçok uzman uzak durmuştur.

Tarihte ilk psikoterapi vaka transkripsiyon’u da (vakanın tümü) yine bu kitapta yayınlanmıştır. Bu transkripsiyonun yayınlanması için 78’lik plaklardan kullanmıştır. 3 dakika kaydedebilen bu cihazlar için bir asistanı Rogers’ın yakınında durarak her üç dakikada bir hızla plak değiştirmiştir. Plak değiştirirken arada kayıp olmasın diye iki kayıt cihazı birden çalıştırılmıştır. Bunları göz önünde bulundurursak bu vaka transkripsiyonunun ne kadar değerli olduğunu anlayabiliriz.

İlk defa psikoterapi seansının tümünün transkripsiyonunu yayınlayan kişi Rogers’tır.

Chicago Üniversitesindeki çalışmaları (1945 – 1957)

1945 yılında Chicago Üniversitesine danışmanlık servisini kurmak için davet edilmiştir. Chicago yılları en üretken olduğu yıllardır. Etrafında doktora öğrencileri ve meslektaşları toplamıştır. Birlikte birçok bilimsel araştırmada bulunmuşlardır. Üniversitede kurdukları danışmanlık servisi hem hizmet alanlar, hem öğrenciler hem de araştırmalar için çok faydalı bir kaynak oluşturmuştur.

Chicago Üniversitesindeki danışmanlık servisinde çok yoğun bir şeklde danışan almıştır. Belirli ve oldukça rahatsız bir bayan hastası nedeniyle kendisi de iki yıl boyunca ağır bir bireysel krizden geçmiştir.

“Neyseki yetiştirmiş olduğumuz öğrencilerimiz o kadar iyi terapist olmuşlardı ki ihtiyaç duyduğumda onların yardımını alabildim” demiştir.

Danışan Merkezli Terapi kitabı

Chicago Üniversitesinde çalışırken 1951 yılında Danışan Merkezli Terapi (Client-Centered Therapy) kitabını yazmıştır. Bu kitapta kurmuş olduğu psikoterapi metodunun temellerini açıklamıştır. Sadece bireysel terapi değil oyun terapisi, grup terapisi, liderlik ve eğitim alanındaki uygulamalarını da konu almıştır. Okuyucuların ilgisine karşın psikoloji yayınevleri ve akademik dünya kitabına soğuk bakmıştır.

Kitap büyük ölçüde Chicago Üniversitesinde kurmuş olduğu öğrenci danışmanlık servisinin faliyetlerine dayanmaktadır.

Psikoterapi ve Kişilik Değişimi kitabı

1954 yılında editörlüğünü Rosalind Dymond ile birlikte yaptığı Psychotherapy and Personality Change (Psikoterapi ve Kişilik Değişimi) adlı kitabı yayınlanmıştır. Bu kitapta birey merkezli terapinin uygulamalarıyla ilgili yapılan bilimsel çalışmalar yer almaktadır. Nihayet bu kitabına bilimsel dergiler ilgi göstermiştir.

Psikoterapi araştırmaları

Carl Rogers’ın yapmış olduğu araştırmalar özellikle psikoterapi süreci ile ilgiliydi. O zamana kadar psikoterapi araştırmaları terapinin etkinliğine odaklanmıştı. Zira terapi yöntemleri arasında bir at yarışı sürüyordu. Rogers ise yapmış olduğu araştırmaların sonucunda farklı psikoterapi metodlarını etkili yapan faktörlerin onları farklı kılan değil ortak özellikleri olduğunu bulmuştur.

Farklı terapi yöntemlerini etkili yapan faktörler onları farklı kılan değil ortak yapan özellikleridir.

Psikoterapiyi başarılı kılan ortak özelliklerden (sufficient conditions / common factors) bazıları şunlardır; umut, psikoterapi-terapist ilişkisi, iyileşileceği beklentisi, bulguların varlığını açıklayan mantık ya da kavramsal şema ve bunların üstesinden gelmek için verilen ritüel ya da prosedür, danışan ve terapistin bu ritüelleri ya da prosedürlerini gerçekleştirmek için birlikte çaba sarfetmesi… (Farklı psikoterapi araştırmacıları değişik ortak özellikler modelleri ortaya koymuştur.)

Carl Rogers psikoterapi uygulamalarında öznel deneyimin önemli olduğunu, fakat uzman olarak bir adım geriye giderek daha objektif psikoterapi araştırmalarının yapılması gerektiğini savunmuştur.

1956 yılında psikoterapi araştırmalarına yapmış olduğu inanılmaz katkılar APA tarafından kendisine Distinguished Scientific Contribution Award ödülünü kazandırmıştır. Rogers aldığı tüm ödüller arasından kendisi için en anlamlı olanın bu ödül olduğunu dile getirmiştir.

Wisconsin Üniversitesi yılları (1957 – 1963)

Rogers 1957 yılında Wisconsin Üniversitesine geri dönmüştür. Psikiyatri Enstitüsündeki çalışmaları sırasında birey merkezli terapiyi ağır psikiyatrik vakalarda test etme şansı bulmuştur. Yapmış olduğu deneysel çalışmada düşük miktarda etkinlik gözlemlemiştir. Brian Thorne bunun sebebinin kuruma özgün özellikler olduğunu dile getirmiştir. Çok ağır hastaları kabul eden grupta Rogers’ın yaklaşımını diğer çalışanların kabul etmekte güçlük çekmesi gibi faktörlerin rol oynadığını söylemiştir.

1963 yılında Kişi Olmaya Dair (On Becoming a Person) adlı kitabı kendisine büyük bir özgüven kazandırmıştır. Böylelikle kendisini oldukça bunaltmaya başlamış olan Üniversite kariyerini tamamiyle bırakma cesaretini bulmuştur.

Oldukça etkili araştırmalar yaptığı Chicago’dan ayrılışı birçok kişiyi şaşkınlığa düşürmüştür. Hatta arkadaşlarını ve öğrencilerini yüzüstü bırakmakla suçlanmıştır.

Rogers’ı gitmeye motive eden en önemli faktörlerden birisi psikoloji ve psikiyatri bölümlerinden gelen öğrencilere bir arada terapi dersleri vererek daha etkin bir şekilde mesajını yayabilme düşüncesidir. Fakat psikoloji ve psikiyatri programlarının işbirliği yapma projesi bir felaketle sonuçlanmıştır.

O yıllarda psikoloji bölümünde bulunan akademisyenler arasında büyük çatışmalar bulunuyordu. Rogers yüksek eğitimdeki çatışma ortamından son derece rahatsızlık duyarak bölümü terk etmiştir. Akademinin kısıtlayıcı tarafı zaten Rogers’a hep ağır gelmiştir.

Brian Thorne gibi günümüzde birey merkezli terapinin öncüleri Rogers’ın akademiyi bırakışının birey merkezli terapinin merkezden alınarak marjinal bir terapi metodu oluşuna yol açtığı görüşündeler. Rogers’ın bu isyankar tavrının diğerleri tarafından da takip edildiğini, birey merkezli terapinin temelinde olan psikoterapi araştırmalarından uzaklaştırdığını ve giderek ilginin azalmasına sebep olduğunu düşünüyorlar.

Kişi Olmaya Dair kitabı

1961 yılında yayınlamış olduğu Kişi Olmaya Dair Kitabı (On Becoming a Person) bir anda ona büyük bir ün kazandırmıştır. Birey merkezli terapinin sadece terapi alanına değil hayatın birçok alanına uygulanabilir olduğunu göstermiştir bu eserinde.

The Western Behavioral Sciences Institute (1963 – 1987)

California’daki The Western Behavioral Sciences Institute’de çalışmaya başlamıştır. Kuruluş özellikle hümanist iletişim biçimleri üzerine araştırmalar yapan bir kuruluştur.

Eşi Helen ile birlikte Pasifik’e bakan bir eve yerleşirler. Yeni yerinde hemen yoğun bir çalışmaya koyulmuştur Rogers.

1964 yılında California Lajolla’da araştırma pozisyonunu kabul eder. Burada etkileşim gruplarının (encounter) öncülerinden olmuştur. Diğer uzmanların aksine daha “normal” bireylerle çalışmaya açıklık göstermiştir. Gruplarla çalışırken kendisini de daha açık bir şekilde ifade etme cesaretini bulmuştur. Kızı Natalie Rogers’la birlikte 75-800 kişi arasında değişen büyük katılımlı grup etkinlikleri düzenlemişlerdir.

1969 yılında yazdığı Öğrenme Özgürlüğü (Freedom to Learn: A View of What Education Might Become) kitabı 300.000’den fazla satmıştır. 1970 yılında yazdığı Etkileşim Grupları (Encounter Groups) kitabı da benzer bir başarıya imza atmıştır.

WBSI’de yaklaşık yirmi yıl geçiren Rogers bağımsız çalışırken aynı zamanda organizasyonun yoldaşlığıyla çalışmalarına motivasyon kaynağı kazanmıştır. Yaşlılık yıllarını üretken bir şekilde geçirmiştir.

Barış faliyetleri

Carl Rogers’ın ilgisi giderek terapiden ziyade gündelik hayatın problemlerine ve küresel sorunlara yönelmiştir. Bu çalışmalarında kızı Natalie Rogers ve Maria Bowen’in katkıları olmuştur.

Amerikanın yanı sıra Avrupa, Brezilya, Japonya gibi farklı ülkelerde  birey merkezli terapi, iletişim, bireysel gelişim, öğrenme gibi alanlarda eğitimler vermiştir.

1972 yılında yazmış olduğu Partner Olmak (Becoming Partners) adlı kitabı evlilik ve alternatiflerinde yaşanan sorunların üzerinde durmuştur.

1977 yılında Kişisel Güç Üzerine (On Personal Power) kitabı yayınlanmıştır. Bu eserinde aile, eğitim ve politika gibi hayatın farklı alanlarında gücün rolünü işlemiştir.

Rogers’ın büyük destekçilerinden biri bu dönemde kızı Natalie Rogers olmuştur. Üç çocuğu ve evlilik sorumluluklarına rağmen Master eğitimini tamamlayan Natalie Rogers’ın süpervizörlüğünü Maslow yapmıştır. Maria Bowen ile birlikte Natalie Rogers hristiyanlık ile birlikte yüzünü maneviyata dönen Carl Rogers’ı bu alana teşvik etmişlerdir.

Rogers 1979 yılında eşi Helen’i kaybetmiştir. Bu dönemde uzakdoğu dinlerine olan ilgisi artmıştır Rogers’ın.

1980 yılında geleceğe dair vizyonlarını da içeren Türkçe’ye çevrilmiş olan eseri Yarının İnsanı (A Way of Being) adlı kitabı yayınlanmıştır.

Vefatına kadar terapi hizmeti sunmuş, konuşmalar yapmış ve yazmıştır. Yüzün üstünde makale yazmış ve birçok ödüle layık görülmüştür.

Carl Rogers’ın kişiliği

Çocukluk yaşlarından itibaren çalışkan, bağımsız ve öz-disiplinli olmuştur. En verimli döneminin yalnız olduğu zamanlar olduğunu söylemiştir Rogers. Eşiyle birlikte tanınmadığı yerlere örneğin Meksika ya da Karayiplere giderek kendisine yöneltilen tüm eleştirlerden uzakta çalışmıştır.

Öğrencilerine karşı yardımsever, saygılı ve cesaretlendirici yönleriyle tanınmıştır. Öğrencilerine o zamanın davranışlarına oldukça aykırı bir tutum sergileyerek eşitlikçi davranmıştır.

Rogers terapistin sürekli olarak kendini sadece uzman olarak değil birey olarak da geliştirmesi gerektiğine inanmıştır. Her ne kadar bu süreç acı verebilse de buna değeceğine inanmıştır.

Bir guru haline getirilmekten hep kaçınmış ve eleştirilere açık olmuştur.


Carl Rogers’ın prensiplerini ortaya koyan birey merkezli vaka analizlerini inceleyebilirsiniz.

Vaka analizi: Ders çalışma güçlükleri çeken öğrenci

Vaka incelemesi: İkircikli duygular

Süpervizyon vaka incelemesi: Belki de terapist olarak artık çalışmamalıyım.

Carl Rogers & Gloria seans transkripsiyonu ve Türkçe’ye çevirisi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.